Dostoyevski'ye göre insanoğlu ruhsal özürlüdür. Bütün iyi niyetine, kahramanca dünyayı değiştirme ideallerine karşın henüz kendi kişiligindeki olumsuzlukları bile gideremeyecek kadar iradesiz, korkak ve basit bir yaratıktır. Onu böyle bir sonuca götüren yaşadığı yüzyıldaki insanlığın durumu, birlikte yaşadığı kişiler üzerindeki gözlemi ama daha çok kendi yaşam deneyimidir.
“Böyle bir harita yok tabii.” diye başlıyor kitap. Evet ismi ve bence berbat kapak tasarımının yanıltıcı olabileceği, benim de Ahmet Ümit’in diğer kitaplarından hareketle roman ya da hikaye sanarak yanıldığım derleme bir deneme.
Fakat iyi ki de öyle olmuş, resmen yıllardır aradığım bir başucu kitabıyla karşılaştım. Bildiğimiz yazarlar ve kitaplardaki karakterler hakkında; nasıl ortaya çıktıkları, hangi düşüncelerle yazıldıkları, yani işin biraz da arka planının incelendiği şahane bir kitap olmuş.
Ahmet Ümit’ten okumadığım birkaç eksik kitabım vardı. Okul kütüphanesinden alarak onları tamamlayayım diye çıktığım yolda benim için güzel bir sürpriz oldu!
Ve anlıyorum ki bütün yazarlar, hepimiz, insanlık yeryüzünde varolalı beri, aslında hep aynı hikâyeyi anlatıyoruz, hep aynı kitabı yazıyoruz. Gılgamış'ın ardına düştüğü hiçbir zaman gerçekleşmeyecek o amaç için, ölümsüzlük için.