Gidişine en çok sana dokunamayan ellerim üzülmüştü. Tenine dokunamadan gitmiştin. Gidişin sabahın daha taze sıcaklığını bağışlamadığı bir vakitti. Tatlı bir uyku haliyle kalkıp yöneldiğim pencere, bana kocaman bir mutluluk bağışlayacak gibi bekliyordu. Ama hiç öyle olmadı. Ellerim pencerenin önünde bıraktığın boşluğu işaret ederek:
“Bak gitmiş, ”dedi.
“Evet, ama nereye gitmiş olabilir?” dedim.
Ellerim hafif yükselerek:
“Bir daha geri dönmeyecek bir şehre gitmiş.”
Pencereden içeri süzülen rüzgâr beni sarıp sarmalamıştı o an. Sıcak bir rüzgâr süzülmesine rağmen titreyen bedenim seslendi birden;
“Şu an burada olsaydı, sarılıp ısıtırdı beni değil mi? ”dedi.
“Belki, gitmemiştir. Nerden biliyorsun?” dedim kızarak.
“Ellerin ne dediğini duydum ama!”
“Onlar hiç dokunamadan giden her şeyin bir daha gelmeyeceğini düşünür.”
Burada gözlerim etrafa bakınıyordu. Benim için bir umut arıyordu, aç ve susuz kaldığın bahçemde. İlk gördüğünde seni beğenmeyen gözlerim, şimdi ise seni arıyordu. Gözlerimin söyleyeceği bir sözü vardı elbet. Durmadı söyledi hemen:
“Neden?” dedi.
Şaşırdım ve gözlerimi iyice açıp ve bir yandan etrafa baktım,
“Nasıl neden?” dedim.
“Niye senin gözlerin oldum ki?” dedi.
“…”
Bjs