Ben çocukken o kadar çok kar yağardı ki insanlar soğuk ve yoksulluktan sadece ağaç dallarını kesmez, köklerini bile çıkarırdı. Halbuki bu meşe ağacını bin defa da kessen yeniden yeşerir. Yeter ki köküne karışma. Ama eski insanlar o zamanlar ağaçların köküne bile muhtaçtı. Buralar Zaza toprağıdır. Zazalar bizim gibi değildir, onlar doğanın kıymetini herkesten daha fazla bilir. Bak buranın meşelerine, çınar gibi adeta.!
Arada bir kurumuş dudaklarını diliyle islatmaya çalışıyor ama ağzının içinde azıcık da olsa tükürük kalmadığı için bu sefer kuru toprak gibi çatlayan dudaklarında etleri kemiriyordu.
“Ağıtların dili farklı olsa da senin annen de benim annem gibi ağlar,” dedi.
Bu söz onlardan farklı olduğumu fark ettirdi bana. O an suların ters yönde akmasını, yolların enine uzamasını, güneşin yerine ayın orda olmasını, toprağın renk değiştirmesini, evlerin eski hallerine dönmesini, öldürülenlerin tekrar dirilmesini istemiştim. Hiçbir şey değişmedi tabi, yollar gene yalnız kalanlarla doluydu.
Bjs