Fatih şıvkın

Fatih şıvkın

, bir kitap okudu
9/10
·154 syf.·
4 günde okudu
·
Okunma: 17 Aralık 2023 09:56
·
2023 23. kitabı
İhsan Oktay Anar
8.3/10 · 5,8bin okunma
Reklam
Yâfes Çelebi, esnaf şeyhine inme inmesinesebep olmamış, ama ustası Zekeriya Efendi tarafından şu sözlerle azarlanmıştı:"Diğerleri senin yeteneğini görüp korktular. Çünkü gediğin elinden alınmasaydı onlarınbu ticareti yürütmeleri zor olacaktı. Yaptığın kılınç onların bütün müşterilerini ellerinden alır,üstelik bunun arkası da gelir. Ama ben bambaşka bir sebepten onların kararına katılıyorum:Ustaların kılınç yapmak için saatlerce ve günlerce dövdükleri demir neden serttir, bilir misin? O, insanoğluna hemen boyun eğmez, çünkü onların, kendisiyle işleyecekleri suçları bilir.Bu yüzden de ortak olacağı günahların bedelini ateşte dövülürken peşinen öder. Zalimlerinkolları kendi erişilmez isteklerine göre çok kısadır. Tutkularının büyüklüğü onları böylece sakat kıldığından, bizim kılınç dediğimiz koltukdeğneğini kullanırlar. İcad ettiğin silah işte onların tutkularını büyütecek ve zulümlerini arttıracak. Sen onların kollarını uzattın. Oysa kılınçlar yeterince uzun değil miydi
o soğuk kış günü İdris Âmil Hazretleri,Kasımpaşa’dan Karaköy’e, oradan da Eminönü‘ne kadar yürüyüp edebiyatçıların toplandığı bukıraathâneye vardı. Aralarındaki ilişki lâubaliliğe, hattâ amansız el şakalarına varan üç yareni,çuha örtülü bir masada oturuyor ve kendilerine çay ısmarlayacak birini bekliyorlardı. Bu yüzden Efendimiz’i görünce sevindiler. Çaylar söylendi. Yarenleri, nasıl olsa bedava diye çaylarınabeşer şeker atmış, bir de Efendimiz’in tuttuğu cıgaraları yakıp tüttürmeye başlamışlardı. Herkesin keyfi yerindeydi. Çünkü hem gençtiler hemde kitap yazıp bastırmak, bu sayede meşhur olmak gibi muazzam hayalleri vardı. Ama bu esnada, kıraathânenin açılıveren kapısından esensoğuk, iliklerine kadar işleyiverdi!Kapıda, elinde eski çantası ile Efgan Bakara vardı. Son derece mutlu görünüyordu. Davetedilmemesine rağmen hızlı adımlarla gelip onların masasına oturdu ve çantasını açtı. Hayret!Kaşalotzâde, kendi kitabını bastırmıştı! Üstelikherife tam iki lira telif de vermişlerdi. Pes! Efendimiz ve yarenleri, kıskançlıktan başlarını çevirdiler ve hasetten sustular. Efgan Bakara buraya, kitabını onlara imzalamak için gelmişti. Kaşalotzâde, çantasından dört nüsha çıkarıp imzalamak üzere tükenmez kalemi eline aldığında,kitabın adını gördüler:KURBAĞA DİSEKSİYONUMüellifiEfgan BakaraBu başlığı görür görmez kahkahaları koyuverdiler. Kasıklarını tuta tuta gülüyor, zembereklerini boşaltıyorlardı. Enayi, kurbağanın içorganlarını, sinir ve kas sistemini, iskeletini vedaha bir nice girdisini çıktısını, kendi çizdiği şekillerle anlattığı bir kitap yazmıştı. Kendisiylealay edildiğini hiç anlamayan Efgan Bakara daonlarla birlikle gülüyor ve bu münevverlerinneşesini, kitap bastırma başarısına bağlıyordu.Kahkahalarla gülmekten yanakları ağrıyan vegözlerinden yaş gelen Efendimiz. Kurbağa
de ihtiyaçların kalan yüzde yirmisini karşılıyordu. Muhtar bufikri de mesleği icâbı, Pilpireto Pireto nâm bir alimden yürütmüştü. Buna göre imalâtçıların yüzde yirmisinin ürünü olan ekmek, kumaş, tuğla, orak, çekiç, traktör, şimendifer gibi mallar ihtiyaçların yüzde sekseni iken, pasta, smokin, köşk, Rols Roys ve altmış metrelik hususî yat gibi şeyler de, insanoğlununtoplam ihtiyaçlarının sadece yüzde yirmisiydi. İştehırsız camiası da zaten bu yüzde yirminin peşindeydi. Aslında yaptıkları işe hırsızlık demek iftira olurdu. Çünkü onlar, tarih öncesi atalarımızın yaptığı gibi toplayıcılıkla geçiniyorlardı. Atalarımız nasıl ki tabiattan sebze meyve topluyorlarsa, hırsızlar da şehirden altın gümüş toplayan gözü gönlü tok insanlardı. Bunun yanında Muhtar, bir de mülkiyet nazariyesi ortaya atmıştı. Buna göre bir mağara adamı kırda bayırda dolaşırken elma ağacı gördü mü, cüssesine göre bir, yahut bilemedin iki elma koparması icapederdi. Çünkü elmayı gördüğü ya da kopardığı esnada değil, ancak yiyip mideye indirdiği anda bu meyve onun malı olurdu. Amma namussuzluk edip de,fazladan bir elma kopararak onu muhtemel bir değiştokuşta koz olsun diye koynuna sıkıştırdı mı, işte asılhırsızlık bu olurdu. Janjank’ın verdiği misâlde olduğu gibi, sadece elma hususunda değil, adam kırda biraraziyi çitle çevirdikten sonra, “Nah burası benim!”diye feryat ediyorsa, hırsızın âlâsıydı. Mâlikü‘l Mülk’e ait bu araziyi hele bir de satarsa, hırsızlık malısatmış olmaz mıydı? Zaten Muhtar, kopardığı o birfazladan elmayı sözgelimi elli beş cevizle takas edenmağara adamı gibi şahısları hiç sevmezdi. Çünkü şehirde, reisliğini Muhtar’ın yaptığı hırsızlar camiasının alın teriyle oradan buradan yürüttüğü pırlantayüzük, zümrüt gerdanlık, gümüş vazo, altın şamdangibi malların alıcısı olan tüccarlar pek