Fatih şıvkın

Bu inekler, içtimaî meselelerle uğraşmak yerine laboratuvarlara kapanmışlardı. Bu fiyakasız ilimleriyle elbette kadın kız tavlayamazlardı.Efgan Bakara da böyle olacaktı elbet. Üstelik bu fodulepey dindardı. Garip garip konuşuyor, meselâ Kopernik isimli bir adamın papaz, Mendel diye birinin isekeşiş olduğunu söylüyordu. Kaşalotzâdeye göre Nefton ve Kelvin isimli şahıslar da, Mak Plank da gayetdindardılar. Aynca enayi, Ayışıtan diye bir fizikçinin,yaratılmamış bir kâinatın imkânsız olduğunu beyanettiğini söylemekteydi. Anlaşılan o ki, fen adamlarıpek o kadar münevver sayılmazlardı; bunlar olsa olsa, kadın kızdan uzak bir hayatı tercih eden ineklerdi. Bunlar gibi Efgan Bakara, bir de Mevlid-i Şerifokutacağını söylüyordu. Dediğine bakılırsa annesinihastaneye götürmüş, röntgen çekildikten ve böyleceteşhis konulduktan sonra da, kadıncağız şifâ bulmuştu. İşte bu fodul, iks ışınlarını keşfedip tıbbın hizmetine takdim eden ve sefâlet içinde vefat eden KonradRöntgen’in ruhuna Mevlid-i Şerif okutmaya niyet etmişti. Bir de utanmadan, röntgen çektiren her imansahibinin, Konrad Röntgen merhumun ruhuna birFâtiha olsun okumalarını temenni ediyordu. Gazeteden aldığı ikramiyenin elli kuruşunu, o da bulabilirse, mevlidi okuyacak hocaya ödemeye niyetliydi. Ayrıca kısmet olursa, bayramda beş liraya kurban kestirecek ve derisini de, insaniyete faydası dokunmuşâlimlere Nobel mükâfatı dağıtan Suvaç Kraliyet İlimler Akademisi’ne gönderecekti. Bu fodul, düşünmehürriyetini de mânâsız buluyordu. Çünkü düşünme,modus tollens, modus pollens, de Morgan kaideleri,totoloji ve benzeri garip tuhaf kanunlar çiğnenmeden icrâ edilmesi gereken bir dimağ faaliyetiydi. Kaşalotzâdenin dediğine bakılırsa inanç hürriyeti, önce bunun dışında görünüyordu. Nitekim Efendimiz’e evvelki günün gazetesini gösterip, dinî
Reklam
Süleyman sen misin?Bir sivrisinek vızıltısı bana cevap verdi:-Bizim odayı ateşlediler. İzin verirsen aşevindebir kenara yatıvereyim. Süleyman, bir pis yorganasarılmış, incecik bacakları üstünde titriyordu.-Git, git. Git yat. Ama burası daha salim değil ki,nerede ise, buraya da gelirler, ateşe verirler.Ve bunu söylerken, aklıma defterim geldi. Döndüm. Onu masamın üstünde, kitap, kağıt ve gazeteyığınları arasından bulup çıkardım. Bütün uzunluğunca, gömleğimin altına, göğsümün üzerine yerleştirdim. Sonra durdum, düşündüm, daha ne yapacaktım? Ha; yanıma bir kalem alacaktım. Kimbilir, birdaha artık buraya dönemem. İşte yarısına kadar yontulmuş bir kurşun kalem duruyor. Onu alıp pantolonumun cebine soktum. Şimdi, artık bir daha dönmemek üzere gidebilirim.Hayatımın son dakikasına kadar başımdan negelip, ne geçecekse bu küçük kalemle bu kapsız deftere yazacağım.Gece karanlıkta, bu milli facianın bütün esrarınıburaya dökeceğim, onu bir taşın altına bırakacağım.Çok geçmez, hayır, hayır, ya iki, ya üç gün sonraburalarda tekrar Türk askerlerinin çarık sesleri duyulacaktır. Bunlardan bir kısmının yolu mutlaka buraya uğrayacaktır ve bu zavallı viraneyi gezip görmeden geçip gitmeyecektir. İşte, tam bu gezintilerinbirinde, tıpkı Mehmet Ali'ye benzeyen yağız bir er,bu defteri bularak subayına koşacaktır. Otuz iki dişini birden gösteren bir tebessümle sırıtarak:-Efendi, efendi şuna bakıversene, acep, nedirki?.. diyecektir.Subay, defterin yapraklarını yavaş yavaş çevirmeye başlayacaktır. Bu merak defterin son yapraklarına doğru derin bir heyecan halini alacaktır.Ondan ricam şudur ki, burada bana bir yabancı muamelesi ettikleri, beni kendilerinden sanmayıpdaima manevi bir ezaya mahkum kıldıkları için köylülere bir öfke bağlamasın.Onları, ben küçük sığırtmacın ölüsü başında affettim. Ve bu
Mütarekenin ilk günlerinde, bana bir tanıdık diyordu ki:Ne bu zırhlılardan, ne bu ordudan, ne sokak başlarındaki bu makineli tüfeklerden korkuyorum. Beni, korkutan şey, kendi aramızdaki anlaşmazlıklar,kendi aramızdaki nifaklardır. Bizi asıl bu mahvedecek. Ben, içimden diyordum ki, bu adam, bu hükmü hep İstanbul'a göre veriyor, karışık ve bulanık birşehir halkının huyunu bütün millete mal ediyor.Asıl vatanı, asıl milleti, Anadolu'yu hesaba katmıyor. Orası, buradaki nifaklardan ve pisliklerdenarıdır. Orası, benim gözümde, ıstırabın en özlü alevlerinde kaynayıp pişmiş bir hayat mayasıyla yuğrulayuğrula kutsallaşmıştır:Bu ülkede, temiz yürekli, duygulu ve candan insanlar vardı. Zenginin kapısı fakire açık ve gurbetyolları, sonunda mutlaka bir sıcak yurda ulaşacaktı.Orada, bütün kadınlar ana, bütün kızlar kardeş vebütün çocuklar evlattı. Oranın taşı arkadaş, yoksulluğun derecesi bence malumdu. Fakat, bu maddi yoksulluğun içinde bir manevi varlık bulacağımı sanıyordum.Şimdi ne görüyorum? Anadolu... Düşmana akılöğreten müftülerin, düşmana yol gösteren köy ağalarının, her gelen gasıpla bir olup komşusunun malını talan eden kasaba eşrafının, asker kaçağını koynunda saklayan zinacı kadınların, frengiden burnuçökmüş sahte sofuların, cami avlusunda oğlan kovalayan softaların türediği yer burasıdır.Burada, bıyıklarını makasla kırptı diye nice fikirve ümit dolu Türk gencinin kafası taş altında ezildi.Burada, yüzü düşmana dönük, nice vatan mücahitleri savundukları kimselerin eliyle arkadan vuruldu.Burada, milli timsalin, milli bağımsızlık sembolününyolu kaç defa kesildi ve kaç defa oturduğu şehrin etrafı isyan silahlarıyla çevrildi. Burada, ben, vatan delisi millet divanesi; burada, ben harp malulü AhmetCelal yapayalnızım.Bunun nedeni, Türk aydını, gene sensin! Bu viran ülke ve
Edebiyatı, sanatı başkaları yaparken hoş bulurum. Fakat, kendim bundan çekinirim. Edebiyat vesanat dünyasında yalnız dahiler vardır. Ondan ötesi,bir alay zavallı taklitçi, bir alay zavallı maskaradır
düşünüyorum:Onlar gibi olmak, onlar gibi giyinmek, onlar gibiyiyip içmek, onlar gibi oturup kalkmak, onların diliyle konuşmak...Haydi bunların hepsini yapayım. Fakat, onlar gibi nasıl düşünebilirim?Nasıl onlar gibi hissedebilirim? Odamı dolduranbütün bu kitapları yakmak... Bu resimleri, bu levhaları ayaklarımın altına alıp ezmek. Neye yarar? Hepsi benim içime girdiler. Bende, silinmez, kaçınılmaz,yıkanıp temizlenmez izlerini bıraktılar. Benim iç duvarlarım, bütün bu yabancı nakışlar, çizgiler, işaretler, renkler ve hiyerogliflerle doludur. Dış cephemdeğişmiş neye yarar? Ben, asıl ben, bu toprağın malıolmayan ve hepsi dışarıdan gelen maddeler ve unsurlarla yoğrula yoğrula adeta sınai, adeta kimyevibir şey halini almışım
Reklam