Arabî Ânî âbimiz Dâhî Kirâmî Efendi’ninşu barbar Moğol, yani İhsan Sait hakkındakimülâhazalarını Târih-i Külhâni'de şöyle nakletmiştir ki:“Hava sefinesini artık inşâ edebileceğinekanaat getirdiğinde, o gözleri çekik, elmacıkkemikleri çıkık, suratı geniş yezit, yani hayâsız haysiyetsiz İhsan Sait nâm Moğol’un kuşuuyanmış, kendini bir halt sanmaya başlamıştı. İlim, fen, irfân, sanat, din, edebiyat ve daha bir nice zagon ve raconla medenî âleminadam edemediği bu cibilliyetsizin, kravat bağladığı hâlde esasında asimile bir barbar olduğuna, akıl fikir sahibi her insan sarrafı kalıbını basardı. Çünkü ilâh muharrirler kadarmütevâzı olmayan bu vahşi, kibirle, ilâh değildaha da fazlası, Moğol olduğunu söylüyordu.Ona göre bir Moğol, kendisi dâhil hiçbir ilâha tapmayacak kadar asildi. Her asil gibi cesur da olduğundan, sağlamcı ve yüreksiz zavallılara, aslında garantili birer ahıret talimâtnâmesi olan kitâplar indirerek kendi hürriyetini kısıtlayan bir ilâha değil, ne zaman yıldırımlar savuracağı, ne zaman kar yağdıracağı, ne zaman açacağı ve ne zaman dolu boşaltacağı asla tahmin edilemez, o mutlak anlamda hür, Gök Tanrı’ya saygı duyardı. Tövbe!Hava sefinesini inşâ edeceğinden emin olduğu için kıçı kalkan İhsan Sait nâm bu içi karaâdemoğlu kendini, cihân hükümdarı Cengiz’invefâtını müteâkip imparatorluğun kendisinekavanço edildiği Ogeday zannediyor ve utanmadan damarlarındaki barbar kanıyla övünüyordu. Kendisini işbu dünyanın hâkimi sanan yezit, ‘Gökyüzünde nasıl ki bir Tanrı varsa yeryüzünde de bir tek kral olmalı,’ diyenCengiz’den bir adım ileri giderek, Gökyüzü’nün de hükümdarı olmak azmini taşımaktaydı. Bir bozkurt, belki de bir smokinli kurtadam olan bu vahşi, devâsâ kubbeleri göklereyükselen mabetlerin, yıldızlara uzanan kuleleriyle sarayların, yumurta kabuğu