dedi.Ömer, yalvarır gibi cevap verdi:“Bana istenecek bir şey söyle, uğruna can verilecek bir şey söyle, hemen dörtelle sarılayım...”Nihat güldü:“Gördün mü? Derhal sapıtıyorsun. Hayatta hiçbir şey, uğrunda ölmek içinistenmez. Her şey yaşamamız için olmalıdır. Hatta biraz ileri gideyim, kendiyaşamamız için... Sen kafanın içindeki yokluğa o kadar saplanmışsın ki, derhaluğrunda can feda edecek bir şey arayarak ikinci bir yokluğa dalmak istiyorsun!Yaşamak, herkesten daha iyi, herkesten daha üstün yaşamak, insanlara hâkimolarak, kuvvetli, belki de biraz zalim olarak yaşamak... Dünyada bundan başkaistenecek ne vardır? Hayatını bu gayeye vakfet, görürsün, nasıl birdenbirecanlanacaksın!” Nihat’ın zayıf yüzü birdenbire kırmızılaşmış, çabuk hareketeden gözleri parlamaya başlamıştı. Ömer gevşekliğini hiç bozmadan mırıldandı:“Sen sahiden değişmeye başladın Nihat! Yahut ben seni pek iyi tanıyamamışım.Senin içinde meğer ne ihtiraslar saklıymış... Fakat fazla hodbin değil misin?Belki sözlerin doğru...