56 sayfaya nasıl sığar bu kadar yoğun duygular? Koca bir hayat nasıl anlatılır kısacık bir kitapta?
Eric-Emmanuel Schmitt'in okuduğum ilk kitabıydı ve bunun sadece bir başlangıç olduğunu hissediyorum.
Bir çocuğun yaşayabileceği en kötü şeylerden biri ailesi tarafından istenmediğini hissetmek bence. Momo sadece bunu kalbinde hissetmekle kalmıyor ve hem annesi hem babası tarafından terkediliyor. Ama o yaşta bile o kadar güçlü ki babasının 2 satırlık elvedasının ardından bile "Sevgiyi imkânsız kılan ne vardı bende?" diye sorgularken bir yandan da "Benim de sevilebileceğimi kendime kanıtlamak zorundaydım. İnsanlar ailemin bana destek olmak yerine kaçmayı tercih ettiğini öğrenmeden önce bütün dünyaya bunu öğretmem gerekiyordu." diyebilecek kadar da cesur bir çocuk.
Hayat bir yerden alırken bambaşka bir yerde okyanusu sunabiliyor. Bunun en güzel örneği Momo'nun hayatına Mösyö İbrahim'in dokunuşu bence. İkisi birbirine şifa oluyor. Bazen bazı insanların hayatlarımızdaki en büyük yapboz parçası olduğunu farkederiz. Onların bağı da aynı böyle. O kadar güzel bağları, aralarında o kadar farklı bir dil var ki insan sayfaları çevirirken dua ederken buluyor kendini.
Momo'nun "Sık sık, dünyanın bir köşesinde bir yerlerde, tanımadığım ama belki de günün birinde tanıyacağım iyi ve kusursuz bir kardeşim olduğunu düşünerek uyuyordum." diye tanımladığı dileğinden çok daha mükemmel yol arkadaşı ve baba oluyor Mösyö İbrahim. Ama bazı güzellikler hayatımıza kocaman izlerini bırakıp geçip gidebiliyor aynı onların hikayesinde olduğu gibi.