"Acaba" ile başlayan her ihtimal karanlıktı. Ama biz o ihtimallerin hep çok güzel, en azından mevcuttan daha güzel olduğunu düşünüyor, bu yanılgıyla kendi kendimizi yiyip bitiriyorduk. Oysa karanlıkların içinde kötü senaryolar da olabilirdi, mevcut halimizi mumla aratacak senaryolar...
"Geçmiş olsun" demelerini istemiyorum ki ben. "Geçmiş olsun"a gelmelerini bile istemiyorum. Geçmiş zaten. Ben, hastayken gelmelerini istiyorum. Hatta hastalanmadan gelmelerini istiyorum. Gelseler zaten hasta olmam. Geçmiş olsuna gitmek âdetini kim çıkardıysa... Geçtikten sonra gitmişsin ne kıymeti var? Hani hastayken gideceksin, bir çorba kaynatacaksın, sırtını ovacaksın, terleyince üstünü değiştireceksin, ne bileyim suyunu vereceksin... O zaman gel geçmiş olsuna. Geçip iyileştikten sonra ben ne yapayım seni?
Örnek alabileceğim kimsem yoktu. Ben kendi kendimin annesi, babası, dayısı, amcası, teyzesi, uzaktan akrabası çocuğuydum. Kızılacaksa kendi kendime kızardım. Uyarılacaksam tertemiz uyarırdım kendimi. Nasihat edilecek bir durum varsa alırdım kendimi karşıma, güzelce anlatırdım, "Bak kızım" diye başlayan cümlelerle.