Ölmüş ama huzurluydu ve arada hiçbir fark yoktu. Derken hiçbir şey hatırlamadığı başka bir ara ve sonra kasvetli bir sabaha gözlerini açtı, nerede olduğunu ya da ne olduğunu anlayamadı bir an, ta ki zihninde o düşünce çakana kadar, "Bugün benim idam günüm!"
Geçmiş, bugünün eliyle düzeltilmeye, yontulmaya devam ediyordu; her geçen gün büyüklük rüyalarını biraz daha yıkıyordu ve her günün yeni bir geleceği vardı; bekleyişten bekleyişe, gelecekten geleceğe, Mathieu'nün yaşamı ağır ağır akıyordu. Neye doğru? Hiçe doğru.
"Böylesi onun için daha iyi olmayacak mı? Aşağılanma, aslında bir arınmadır. En keskin, en acı verici bilinçtir! Yarın ruhunu kirletip yüreğini yorabilirdim. Oysa şimdi yaşadığı aşağılanma asla aklından çıkmayacak ve onu bekleyen bataklık ne kadar iğrenç olursa olsun, bu aşağılanma onu nefretle belki de, bağışlama duygusuyla yüceltip arındıracaktır."