Kalkın. Uyanın derin ve ebedî uykular içindeki uykularınızdan. Görmezden gelenler, bilmezden gelenler, duymazdan gelenler! Rüya içinde rüya görenler, suskunluk ipine çapraz çapraz dolanıp, ağaç gövdesinden farksız duranlar. Uyanın! Uyanın da görün artık olanı biteni, yitip gideni. Gidip de gelmeyeni, duvarları ancak çarpınca göreni, yağmuru ekinden ayrı düşünemeyeni, ortadan bölüp de pay etmeyeni, emeğinizi size geri satanı, ezeni ve ezileni. Görün artık, bilin artık. Uyanın!
Bazı hikâyeler tam tahmin ettiğin gibi ilerler. Bazılarıysa son sayfada tüm bildiklerini sorgulatır. 🤯
Ters köşeleri seviyorsan, seni sonuna kadar merakta bırakacak 3 kitap önerisini keşfetmeye hazır ol!
Oruç dediğin ecdâdının senelerdir büyük şehirlerde yaptığı gibi çalatokmak davulun dövülmesiyle başlardı hem. Çoluk çocuk, enik cücük bile davulun bu heybetli işareti ile illiğe uyanacak, sıcak bazlamalarından koparıp, köpüklü çaylarından çekerek iştahla başlayacaklardı oruca.
Rüya dediğin inandıkça görülürdü elbet. Belki de gördüğü sâdece, boşlukta bıraktığı en kuytu niyetleri kalın ve ağır bir yorgan gibi örten, gerçeğe çok ama çok yaklaşmış bir kâbustu.
Ama tam da bu, arzuladığım her şeyin kader tarafından verilmesine ve bunun ötesinde ondan artık bir şey talep etmemeye alışmam, belirli bir heyecan eksikliğine ve hayatımın canlılığını yitirdiğine işaret ediyordu.