Dilara Sevimli

8/10
·191 syf.··
Beğendi
·
2021 1. kitabı
·
35 saatte okudu
·
Okunma: 26 Ocak 2021 11:40
Incelememe tamamen kitabı özetlediğini düşündüğüm alıntıyla başlayıp, yine bir alıntıyla bitireceğim. "Çünkü güvenlik insan haklarının başında gelir. Vatandaşın çalışma hakkı vardır, vatandaşın ev sahibi olmaya ve özgür olmaya hakkı vardır. Hepsi iyi hoş ancak gerçek temel hak güvenliktir. Güvenlik olmadan özgürlük ne işe yarar?" Devletlerin 21. yüzyıldaki güvenlik takıntıları üzerine söylenebilecek bundan daha iyi bir cümle bilmiyorum. Gerçekten de, 'güvenlik' kavramının, en temel hak olan insanın onurlu ve insanca yaşamasının dahi önüne nasıl geçebileceğini çarpıcı bir biçimde aktarıyor kitap bize. Ve güvenlik önceliğinin yarattığı ve asla telafi edilemeyecek olan o hukuksuzluk, nihayetinde de maruz kalınan haksızlığı haklı bulma hissi... Psikolojik bir savaş. Hint kökenli olmasına rağmen, kendisini İsviçreli hisseden ve buna inandıran karakter; kitap boyunca ötekileştiriliyor. Bir mimarlık projesi için Bağdat'a davet edilmeden evvel -tipik bir Avrupali gibi- titizliği ve adalete olan inancı ile vurgulanan Sam; Bağdat'ta casus olduğu düşünüldüğü için maruz kaldığı işkenceden sonra -haliyle- bambaşka birisi olarak karşımıza çıkıyor. Yapılan incelemelerde Sam'in saflığı neticesinde casus damgası yediğine yönelik yorumlar yapılmış ise de, buna katılmam mümkün değil. Zira yazar hiçbir noktada Sam'in bu hikayedeki gerçek rolüne yer vermemiş. Belki de yazar Sam'in suçsuzluğuna inanmamızı istemiş ve belli ki incelemelere bakılırsa bunu da başarmış. Fakat kitabın sonunda, ben ikna olamadım. Sam'in masum bir mimar mı yoksa masum kimliği altında gerçek kimliğini gizleyen bir casus mu olduğu bende net degil. Ya da ben Sam'in başına gelenlerin öyle basit bir tesadüf olduğuna şüpheyle yaklaşmayı tercih ediyorum. Neticede; "Önce güvenlik gelir. Güvenlik olmadan güzellik
1000Kitap
Hastalıksız AdamArnon Grunberg · Alef Yayınevi · 2013139 okunma
Reklam
5/10
·128 syf.··
2020 4. kitabı
·
4 günde okudu
·
Okunma: 07 Ekim 2020 02:50
Ligia ve Eşref'in kıtalar arasındaki, mektuplara yansıyan aşkını anlatan, kolay okunan bir kitap. Dil ve aktarım oldukça sade. Kitabın sonlarına doğru gerçek bir hikaye olduğu hissiyle okudum. Yer yer tereddüt etmedim değil. Müthiş derecede etkilendim mi? Hayır. Ben bu hikayenin, daha fazla detaylandırılmasını isterdim. Elde kahve, depresyon hırkası ile birlikte cam kenarında okumalık. Tavsiye eder miyim? Belki. Yazar Mustafa Kara'ya da yazarlık hayatında başarılar dilerim. Ilk göz ağrısı sanırım. Yolu açık olsun.
İlişkiler
Karayip MektuplarıMustafa Kara · Kutu Yayınları · 202092 okunma
7/10
·95 syf.··
2020 3. kitabı
·
6 günde okudu
·
Okunma: 22 Ağustos 2020 18:22
Elif Hümeyra Aydın, genç bir yazar ve bu ilk öykü kitabına şans verilmesi gerekiyor. Öykülerdeki kadınlar ve hikayeleri, kendi hikayelerimizden, gel gitlerimizden, dertlerimizden farksız. Aynı hayatlar, aynı kararsızlıklar ve bağıra çağıra konuşman gereken anlardaki aynı o bilindik susuşlar ve düğümler boğazda. Yalın bir dil ve akıcı bir anlatım. Beni, kendi hayatımdan yola çıkarak çok yere aldı götürdü ve duvara çarptığı anlar da oldu. Biraz düşünceli, biraz da hüzünlü noktalıyorum kitabı. Ama günün sonunda, düşüncelerin esaretinden özgürlüğe giden o yola koşar adım girmek paha biçilemez. Tavsiye ediyorum
İlişkiler
Doğum LekesiElif Hümeyra Aydın · Dergâh Yayınları · 2019242 okunma
9/10
·224 syf.··
Beğendi
·
2020 1. kitabı
·
20 saatte okudu
·
Okunma: 03 Nisan 2020 19:02
Bir solukta, heyecanla, Şadan’la hop otura hop kalka okudum. İçimizdeki Şeytan gibi şahsi birçok hesaplaşma ve ahlaki sorgu bu kitapta bizi bekliyor. Dönemine göre, cüretkar buldum. Dili, akıcılığı, olay geçişleri de mükemmel. Tavsiye ediyorum.
Edebiyat
Gönül Bir Yel Değirmenidir Sevda ÖğütürHüseyin Rahmi Gürpınar · Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları · 20255,6bin okunma
7/10
·93 syf.··
Beğendi
·
2018 13. kitabı
·
4 günde okudu
·
Okunma: 11 Haziran 2018 05:16
Zweig... İlk merhabam. Ve cümlelerinin elini sıkarken bu adamın, tanıdık gelen bir ruh oldu: Sabahattin Ali. Bana mı öyle geldi bilmiyorum. Betimlemeleri, ayrıntıları ve takıntıları arasında dahi bulduğum tanıdık tat oydu; ya da bulmak istediğim, bilmiyorum. Üstelik bir kitabı okurken, diğer bir yazara benzetme çabası gütmezken; aldığım bu histen çok memnunum. 93 sayfalık bir ruhsal deprem... Bir kadının 24 saatte yaşayacağı/yaşayamayacağı tüm duygulara dair bir kesit... Ve bu kadının içinde paldır küldür kopan fırtınalara rağmen, zihnindeki toplum baskılarının çığlıkları... Ve nihayet en sevdiğim, tüm çığlıklara rağmen ve sonu uçuruma eş değer olsa dahi, tek ana kandığı/inanmak istediği, bir kıvılcım uğruna tüm Dünya'yı yakmaya hazır ve nazır ilerleme güdüsü... Bir yüzleşme ve kabullenme. Cinsiyetçi bir yorum olmasından özellikle kaçınıyorum ancak şunun da hakkını vermek gerekir ki, bir kadının kendisi ile yüzleşmesi bir erkeğinkinden çok daha zordur. Bu yüzden kabullenmesi ya çok zaman ya da hiç zaman alır. Çünkü her zaman, her şeye bir bahanesi muhakkak vardır; inanç duvarlarını yıkmak, her şeyden daha zordur. Şurası beni çok vurdu: "...Zira kendimi artık daha fazla kandırmak istemiyorum -eğer ki o genç adam o gün bana sarılarak beni isteseydi, onunla dünyanın her yerine giderdim. Böylelikle adıma ve çocuklarımın şerefine leke sürmüş olurdum... Başkalarının ne söyleyeceğini umursamadan onunla gider ve içimdeki mantığa tamamen göz yumarak Madam Henriette'nin birkaç gün öncesine dek tanımadığı o Fransızla kaçması gibi ben de kaçardım... Nereye ve ne kadar süreliğine gideceğimizi sorgulamadan, ardımda bıraktığım yaşama bakmadan giderdim... Paramı, adımı, servetimi bu genç adam için feda ederdim... Gerekirse dilenir ve onun uğruna bu dünyada her türden
Edebiyat
Bir Kadının Yaşamından Yirmi Dört SaatStefan Zweig · Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları · 2024150,8bin okunma
Reklam