Huriye Özkan

Huriye Özkan
@Bozukgramafon
Puan vermedi
Hint kökenli, Trinidad doğumlu yazarı hiç duymamıştım. Oysa 2001 yılında Nobel de almış. Kendi yaşam öyküsünden izler taşıyan kitapta, Trinidad değil ama İsabella adlı bir ada mekan seçilmiş. Bir otel odasına kapanıp geçmişini 1. tekil kişili bir anlatımla yazan yazar, çocukluğundan siyasete atılış süreci , evliliği, Londra'daki yaşantısı arasında dağınık bir geri dönüş tekniği kullanıyor. Aklına o gün hangi anısı geldiyse onu yazar bir hali var. Bazı olaylar kurgu olsa da birçok yönüyle kendi yaşamını, özellikle sömürge toplumları sorgulamış yazar. Adından anlaşılacağı üzere sömürge ülkelerin Batı 'ya özenip kendi kültürlerinden uzaklaşması, daha doğrusu onları taklit etmesi ana konu. Yazar da İsabella adası, Hindistan, İngiltere arasında tam bir aidiyet hissetmeyişini anlatıyor. Sömürge ülkelerdeki siyaset üzerine öyle güzel tespitlerde bulunuyor ki birçok ülkeye uyan gerçekler bunlar. Yazar da zaten kendileri gibi en az 200 ülkede aynı siyaset anlayışı olduğunu söylüyor. Yani egemen güçlere bağlı, onların güdümünde yürütülen bir siyaset. Sol görüşte bir parti kurup bakanlığa kadar yükselen kahramanın ani düşüşü hiç şaşırtıcı değil. Benzer örnekleri gerçekte de bolca mevcut. Taklitçiler, kendisi olamayan insanların ve ülkelerin bir öz eleştirisi diyebilirim. Anlatım biraz dağınık olsa da anlaşılır nitelikte.
TaklitçilerV. S. Naipaul · Alfa Yayınları · 202438 okunma
Etimoloji Defteri
Mücellit Nedir ?
Puan vermedi
Yazardan ilk romanım. Meşhur Dr. Jeklyy ve Mr. Hyde'ın yazarı Robert Louis Stevenson'ın Samoa Adasi'ndaki son 5 yılını kendi kurgusuyla anlatmış yazar. Stevenson adada da ünlü ve sevilen birisi, yerel halkla arası iyi. Ama adaya gelen bir misyonerle işler karışıyor. Yani Tolstoy 'a atfedilen "Tüm muhteşem hikayeler iki şekilde başlar: Ya bir insan bir yolculuğa çıkar ya da şehre bir yabancı gelir.” sözündeki gibi. Manguel de bu adada sevilen Stevenson'ın bir misyonerin adaya gelişiyle kaotik bir ortama geçişini anlatır. Kahramanın misyonerle sohbetleri iyilik, din, batılılar, adadakilerin ahlaksız yaşamı üzerine olur. Birden kendini cinayet ve tecavüz suçlusu bulan Stevenson, suçu kabul etmezken, okuyucu da gerçek suçlu kim sorusunu soruyor. Misyoner iyilik dağıtan bir rolle, ada halkının ahlaksızlığından iğrenen ve onların cezalandırılması veya dine yöneltilmesi gerektiğini vurguladığı konuşmalarla dikkat çekiyor. Daha önce işlediği suçlar ise ondan şüphelenmenize yol açsa da tam bir kanıt sunulmuyor. Bir yandan da Stevenson gerçek hayatta da Dr. Jeklyy ve Mr. Hyde mı diye kuşkuya kapılıyorsunuz. Bu kuşku yazarın da peşini bırakmıyor, alkol etkisiyle kendini kaybettiği, gerçekle düş arasında gezindiği zamanlar var çünkü. Hatta romanın sonlarına doğru karısına yüzünün değişip değişmediğini soruyor. Yani Mr. Hyde'a dönüştüğünü sanıyor. Tam bir sonla aydınlanmayan, şüpheler içinde bırakan bir son bekliyor sizi. Ben tüm misyoner, cinayet, yangın vb. sahnelerin aslında Stevenson'ın yazdığı hikayeler olduğunu düşünüyorum. Kitabın gerçekle kurgu arasında kalışı belki de iyilik kötülük kavramlarının sınırlarının da belirsizliğini vurguluyor. Din ve ahlaka davet eden kişilerin ada halkının huzurunu bozup daha çok suça yol açması da bu arada kalışın eleştirisi sanki.
Palmiyelerin Altında StevensonAlberto Manguel · Yapı Kredi Yayınları · 2020245 okunma
Puan vermedi
Cehenneme Övgü 'den sonra gökkuşaklıbir yolculukta "Cennetin Dibi'ni görmesem olmazdı. "Akıl kendi kendinin yeridir ve kendi başına cehennemi cennete, cenneti cehenneme çevirebilir. " John Milton'dan bu alıntıyla başlayan kitapta, ilk olarak siyaset ele alınmış. Bizim apartman yöneticiliğinde olduğu gibi kiralık hükümetler ile yönetilen ülkeler... İlanlardan istediğin özelliklere sahip hükümeti kiralıyorsun ve profesyonel bir hizmetle ülkeni yönetiyor. Oy verme, seçimlere tonlarca para harcama yok. "Halkı bölenler aslında partiler, bölücü tüm partiler." diyor Gündüz Vassaf. Cinsel seçimler, evlilikten sıkılan çiftlere hizmet sunan Amsterdam'daki profesyonel kurumlar neler neler var kitapta. Gerçekte var mı diye sürekli araştırmaya sevk eden bir okumaya hazır olun. Karakter ve olay sayısı çok olan kitapta, son sözle birlikte 13 ayrı bölüm ve bazı çizimler var. Duygu ve Çelik'in hikayesi en uzun olanlardan. Atina'ya en yakın adalardan olan Kea adasının nasıl cazibe merkezi olduğu ve daha çok kimleri kendine çektiğinden tutun mezarlıklara, mezarda oynatılan kliplerle para kazanmaya, cenaze töreni organizatörlerine, eşcinselliğe, Leydi Diana'nın Vatikan 'a yaklaşmasıyla kraliyet ailesinin yaşadığı paniğe, Hristiyanların aslında hiç de laik olmamasına, tüm dünyaya hakim olma isteklerine, Yahudilerin nüfuslarının gittikçe azaldığı iddiasına, Çin'in ileride tüm dünya için tehlikeli olacağına dair nice konu yer alıyor kitapta. 1992 yılında yazılan eserde değinilmiş sonra gerçekleşmiş birçok olay da yazarın öngörüsü diyebilirim. Ama rüyanızda bile göremeyeceğiniz rüyaların satılıp rüyadan para kazanma gibi olayların gerçekliği ise çok şaşırtıcıydı. İnsanların eğlence uğruna sınır tanımazlığını göreceğiniz kitap saatlerce, günlerce konuşulacak türden. Ama favorim tabii ki
Cennetin DibiGündüz Vassaf · İletişim Yayınları · 20192,722 okunma
Puan vermedi
Kitabım bu senenin listelerinde çok yer alan bir kitap. Anı ve roman arası bir tür. Bulgar yazar, babasının son aylarına ve ölümünden sonraki ilk aylara odaklanmış. Hastane ve hastalık süreciyle başlayan anlatı yas süreciyle devam ederken geçmişteki olaylara ve babanın hikayelerine de uzanıyor. Baba ailenin hikaye anlatıcısı olarak tanımlanıyor. Yazarın anlatımı ilk başlarda biraz sıradan, hastane, hastalık... Sonrasında babanın kaybıyla hissedilen yokluk ve alışma süreci daha ilgi çekici anlatılmış. Hele arada mitolojik unsurlar, Bulgarca sözcükler ve onların etimolojik bağlantıları anlatıyı güçlendirmiş. Doğa ve insan uyumunu çok iyi yansıtan betimlemeler yapan yazar aynı zamanda Bulgar kültürünü de başarılı bir şekilde yansıtmış. Bulgaristan'ın iyot buharı zenginliğinden bahsederken şöyle diyor: "Böyle geçici, fakir şeyler bakımından zenginiz." Başka bir sayfada ise Dostoyevski' in Ecinniler'de geçen "İnsan mutlu olduğunu bilmediği için mutsuzdur." sözünün tam tersini babası Bulgar halkı için söyler: "Biz burada ne kadar mutsuz olduğumuzu bilmediğimiz için mutluyuz." Ne kadar tanıdık değil mi???
Bahçıvan ve ÖlümGeorgi Gospodinov · Metis Yayınları · 202514,5bin okunma
Puan vermedi
Baba sen ne yazdın yaaaa!!! Kitapla ilgili hiçbir şey duymadan tamamen önyargısız başladım kitaba ama açar açmaz paragrafsız bir anlatım ilk önyargıma ulaştırdı beni. Haydi bakalım zor bir okuma geliyor, dedim. Satırlar ilerken noktaların git gide azaldığını farkettim, bir iki sayfa nokta yoktu. Neyse devam et, virgüllerle bağla işte cümleleri, dedim. Üstüne anlatıcılar karışmaya başlayınca eyvah, eyvah, dedim. Geriye dönüşler ve anlatıcının, noktasız, konuşma çizgisiz ve isimsiz değişmesi zor bir okumaya yol açtı. Aynı anlattığı ülke gibi karmakarışık bir anlatım yolunu bilinçli seçmiş yazar kanımca. Llosa'nın Teke Şenliği'ni yeni bitirdigim için anlatılan başkanı Dominik başkanı Trujillo diye düşündüm. Cinsel sapkınlıklar ve öldürdüğü insanları timsahlara atmak onun diktatörlük döneminde olan şeyler. İlerledikçe yazarın tek ondan değil tüm diktatörlerden bir karma yaptığını gördüm. Hepsinden biraz var. Kiminin annesine düşkünlüğünü almış, kiminin saatleri, ayları kendine göre değiştirmesini, kiminin sofrada düşmanını düşmanına yedirmesini, kiminin şüpheciliğini, kiminin sarayda tavuk, horoz vb. beslemesini... Zor ama ilerleyen, anlaşılır bir kitap aslında. Çoğu yeri kafam başka yerlerde okumuş olsam, sayfalarda kaybolsam da anladım. Bir türlü ölmeyen, kaç yaşında olduğu bilinmeyen, kendisine çok benzeyen birini halka kendisiymis gibi sunan, onu öldürtüp, kendi ölümüne kimler üzülüyor, kimler seviniyor görüp ona göre davranan, halkın karşısına çıkmayan, babası bilinmeyen, annesini mumyalatıp, Azize ilan eden faşist General Alvarado bugün de karşınıza çıkabilecek herhangi bir diktatör. Dünya var oldukça olmuş ve olabilecek bir başkan... Tüm faşizanlıkların ve sapıklıkların bir kişide toplanması ise büyülü gerçeklik gibi algılanabilir. Bu da Marguez için vazgeçilmez
Başkan Babamızın SonbaharıGabriel Garcia Marquez · Can Yayınları · 19821,407 okunma