"O bizim cahilliğimizi, zavallılığımızı kesesini doldurmak için bahane yaptı. Kendisiyle at yarıştıramayacağımızı biliyordu. Hiç insaf etmeden hepimizin canına okudu."
"Halbuki, mademki eninde sonunda hep birdi ve hiçbir zaman şimdi olduklarından daha fena olmaları mümkün değildi, niçin "tesadüf" e de hücum etmekten çekinmeliydi?
Evet, hep tesadüf... Onun sırtına giyeceği yoktu ve mal sahibi seksen kat üst üste giyebilirdi. Bu tesadüftü... Fakat, eğer mal sahibi bunlara ayda yirmişer lira fazla verse -bunu yapmak onu hiç de sarsmazdı- o zaman bunların da birer kat, ikişer kat elbiseleri, çamaşırları olur ve "tesadüf" böyle olmazdı...
Tesadüfün bu kadar kolay değişebileceği hiç de aklına gelmemişti."
"Dünyadaki bilimsel anlayışa bakarak yorum yaparsak elbette ki inkâr edilmez bir ilerleme var. Ama acaba değer yargılarımızda ve manevi açıdan ilerledik mi? Doğayı yönetme biçimimizi daha iyiye götürdük mü?"
"İlk Avrupa'lı koloniler Avustralya'ya vardıklarında Aborjinler'e şunu sordular: "Bu topraklar kime ait?" Hiç cevap vermediler. Böylesine bir bakış açısı onlara çok yabancıydı: Onlara göre toprağın sahibi yoktu. Onların kültüründe insanlar toprağa aitti ve ağaçlar, hayvanlar gibi onun parçasıydılar. Ne çok ne az.
Bu, estetik ve etik açıdan mükemmel bir bakış açısı. Her şeyden önce artık iliklerimize işlemiş bireysel mülkiyetten çok daha güzel.
... Bu insanlar yeni bilgiyi ellerinde tutan kişiler, tarımın reçetesini öğrenmişler, beraberlerinde tohumlar getiriyorlar... Ama doğrudan doğruya Ortadoğu'dan gelip zorla buraya yerleştiklerini hayal etmeyin sakın. Bu kültürün ana yerden çıkıp gelişerek Batı Avrupa'ya gelmesi üç bin yılı buluyor.