Eser insanoğlunun Ay’a ayak basmasından tam 104 yıl önce yazılmış bir eser olarak çok ilgili çekti. Kitabı okurken verilen o kadar fazla detay var ki sanki gerçekten kafanızda bir top inşa edip uzaya fırlatıyormuşsunuz izlenimi sunuyor. Kurgu olmasına rağmen mükemmel derecede koordinatlarla, matematikle, bilimle o kadar iç içe harmanlanmış ki okurda o yıllarda böyle bir olayın yaşandığı hissiyatını veriyor. Bende eserin tarihini araştırmadan önce o yıllarda uzayla ilgili bir çalışmaya hitaben yazıldığını düşünmüştüm ancak Ay’a ayak basmadan 104 yıl önce yazıldığını öğrendiğimde kendimi ters köşe olmuş hissettim. Esere olan saygım daha da arttı. Tamamen kurgu olmasına rağmen her durum hesaplanarak atış gerçekleştirilmiş. Sanki zamanda yolculuk yapılmış gibi neredeyse günümüzde benzer araçların olduğunu biliyoruz. Bunu yüzyıllar öncesinden kurgulayıp yazmak çok büyük bir kapasite ve yazma becerisi ister. Nitekim Jules Verne gibi bir insanda hepsinin mevcut olduğunu bir kez daha anladım. Eserden devam edecek olursak realistliğin ve natüralistliğin kurgu bir eser üzerinde şahlanabildiğini gördüm. Bir eser ki kurgu olmasına rağmen diliyle ve anlattıklarıyla yaşanmışlık hissi veriyor. Amacına ulaşıyor. Yazılanlar yazıda kalmıyor, okuyucuya geçiyor. İçeriğe dönecek olursak Barbicone karakteri ile yazar bize çalışkanlığın ve azmin portesini çizmiş. Çünkü Barbicone her ne kadar savaşçı bir kişiliğe de sahip olsa aklını kullanabilen bir birey rolü ile okuyucunun karşısına çıkmıştır. Tüm enerjisini, zekâsını, bilgi ve becerisini bir amaç kendince ulu bir amaç için bir araya getirmiş, dostlarından gerekli desteği alarak fikrini tüm dünya ile paylaşabilmiştir. Fikrinden dolayı ne kimseden çekinmiş ne de gelecek olan tepkilerden korkmamış. Özgür ve cesur bir davranış