Depresyon bir nevi sınırlanmış bilinçtir. İnsanların kim olduklarını, neler yapabileceklerini unuttuklarını, takılıp kaldıklarını görebiliyorsun... Depresyonda olan pek çok insanın gözü çektiği acıdan, aldığı darbelerden, hissettiği hınçtan, yaşadığı başarısızlıklardan başka bir şey görmüyor. Mavi göğü, sarı yaprakları görmüyorlar. Bilincin yeniden açıldığı bir süreç bunu ve dolayısıyla depresyonu sekteye uğratabiliyor. Egonuzun duvarlarını yıkıyor ve sizi önemli olan şeylerle bağ kurmaya açıyor.
Roland'ın dediği gibi, "bir algı değişimi" yaratıp, kendi düşüncelerinize, duygularınıza, hislerinize esir olmadığınızı, her an seçim şansınız olduğunu ve bunun bir sevinç kaynağı olduğunu görmenizi" sağlıyorlar.
Şöyle demişti bana Michael: İnsanı hasta eden şey işin kendisi değil, üç farklı nokta. Birincisi, denetim altında olduğu, bir sistemin içinde anlamsız bir çark olduğu hissi. İkincisi, ne kadar sıkı çalışırsa çalışsın herkes gibi muamele göreceği ve kimsenin dikkatini çekmeyeceği hissi -harcanan efor ile mükafatı arasındaki dengesizlik, diyor buna Michael. Ve üçüncüsü, hiyerarşide aşağılarda olduğu, köşe ofiste oturan Kodaman'a kıyasla önemsiz, düşük statülü biri olduğu hissi.