Kanadalı hekim William Osler, “Hastalığı değil, hastayı tedavi edin.”yaklaşımını benimser. Altıncı Koğuş adlı eserde bu yaklaşımın ne kadar gerekli olduğu fikrini gördüm. İnsanlar, toplum, kurumlar; birey ve hastalık arasındaki sınıra dikkat etmiyor ve insanı yaşadığı psikolojik sıkıntılarla özdeşleştiriyor. Yani aslında bireye, insan olarak değil de hasta olarak ya da eserde bahsedildiği şekli ile “deli” olarak bakılıyor. Yani insanları etiketliyor ve o etiketin dışına çıkılamıyor. Eserde, İvan Dmitriç altıncı koğuşta yatan ve psikolojik bir hastalıktan muzdarip bir birey. Kendisi ile sohbet eden doktoru toplum etiketliyor ve “hasta” olarak niteliyor. Toplum herhangi bir psikolojik hastalığı olan birey ile sohbet etmenin olanaksızlığına inanıyor ve bunu “anormal” olarak etiketliyor. Ancak doktor, İvan Dmitriç adlı bireyi hastalığından ayırıyor ve bir birey olarak görüyor, sohbet ediyor. Toplum için bu “bilinmezlik” kaygı verici bir durum olarak nitelendiriliyor ve “bilinmezliği” “bilinir” kılıp kaygısını yok etmek için en kolay yol olan etiketleme yolunu seçiyor ve doktoru da “deli” olarak etiketliyor. Buradan şunu da anlıyoruz ki hastalık bazen biyolojik değil toplumsal bir yargıdır.
Eseri daha ayrıntı bir şekilde inceleyebiliriz çünkü satır araları gerçekten zengin. Ancak ben bununla sınırlı kalmak istiyorum ve gerçekten önerebileceğim bir kitap olduğunu belirtmek istiyorum.