Bir şeyi kendisi için değil de bir sonuç elde etmek için yaptığınızda kendinizi anın hasına bırakamıyorsunuz. Sürekli kendinizi gözlemliyorsunuz. Egonuz kapatamadığınız bir alarm gibi çığlıklar atıyor.
Ne kadar materyalisteniz, ilişkilerinizin de o kadar kısa süreli ve düşük nitelikli olduğunu buldular. İnsanları görünüşlerine ya da diğer insanları nasıl etkilediklerine bakarak değerlendiriyorsanız, daha çekici ya da etkileyici biriyle karşılaştığınızda onları güle oynaya terk edeceğinizi görmek zor değil. Aynı zamanda, başka insanlarda sadece yüzeyde yatanla ilgileniyorsanız, etrafınızdaki insanlar için pek tatminkar olmayacağınızı ve sizi terk etme ihtimallerinin daha yüksek olduğunu görmek de zor değil. Daha az arkadaşınız ve bağınız olacak, bunlar da pek uzun sürmeyecektir.
Aynı şekilde, harcama üzerinden mutluluğa ulaşmayı telkin eden tüm o materyalist değerler de gerçek değerlere benziyor ve hayatta yolumuzu bulmak için bazı temel ilkelere ihtiyaç duyacak şekilde evrilmiş parçamıza hitap ediyor, ama değerlerde ihtiyaç duyduğumuz şeyi -tatmin edici bir hayata giden yolu- onlarda bulamıyoruz. İçimizi psikolojik toksinlerle dolduruyorlar. Abur cubur yemekler bedenimizi çarpıtıyor. Abur cubur değerler de zihnimizi.
Çıkan sonuçlar Tim'e çarpıcı gelmişti: Mutluluğun yolunun bir şeyler biriktirmekten ve yüksek statüden geçtiğini düşünen materyalist insanlarda depresyon ve kaygı seviyeleri çok daha yüksekti.