Evrim bizi bağ kurduğumuzda kendimizi hem iyi hem de güvende hissedecek şekilde biçimlendirmiş, diye yazıyor John. Bunun hayati sonucu, evrimin bizi yalnızken hem kötü hem de güvensiz hissedecek şekilde biçimlendirmiş olması.
Bir yanımızın hep şöyle düşündüğünü söyledi: "Bir şeyler daha satın alırsam, o Mercedes'i alırsam, o dört garajlı evi alırsam, dışarıdan bakan insanlar iyi durumda olduğumu düşünecek, ben de kendimi mutlu olmaya ikna edeceğim."
Joanne’le konuştuktan uzun bir süre sonra —bu arada çok daha fazla araştırma da yapmıştım— söyleşinin ses kaydını yeniden dinledim. Yas ile depresyon belirtilerinin aynı olmasının önemli bir yanı olduğunu düşünmeye başlamıştım. Sonrasında günlerden bir gün, depresyon yaşayan birkaç kişiyle söyleşi yaptıktan sonra, kendi kendime şu soruyu sordum: Ya depresyon aslında yas tutmanın bir biçimiyse — olması gerektiği gibi olmayan hayatlarımız için tutulan bir yas ise? Kaybetmekle birlikte hâlâ ihtiyaç duyduğumuz bağlar için tuttuğumuz bir tür yas?
Bugünkü yaklaşım tarzımız, diyor Joanne, "kesilmiş bir uzvun üzerine yara bandı yapıştırmak gibi. Aşırı yoğun bir sıkıntı yaşayan biri söz konusu olduğunda, belirtileri tedavi etmeyi bırakmamız gerekiyor. Belirtiler daha derinde yatan bir sorunun habercisi. Daha derinde yatan o soruna ulaşmamız gerekiyor."