1844 yılında filozof Auguste Comte sonsuza dek gizli kalacak bilgiye ilişkin bir örnek ararken, yıldızların ve gezegenlerin yapısını gösterdi. Fiziksel olarak yıldızlara ve gezegenlere hiçbir zaman gidilemeyeceğini ve bunların yapısına ilişkin örneklerin de elimize geçemeyeceğimi düşünen Auguste Comte, bunların yapısı hakkındaki bilgilerden sonsuza dek yoksun kalacağımızı sanıyordu. Fakat ölümünden yalnızca üç yıl sonra göklerdeki cisimlerin yapısını belirlemek üzere tayftan yararlanabileceği anlaşıldı.
Sosyolojinin babası yanıldın.
Kepler: “ Geometri dünyanın varoluşundan önce vardı. Tanrı’nın zihniyle eş-yaşamlıdır... Geometri Tanrı’ya var etme modeli sağladı. Geometri Tanrı’nın ta kendisidir.”
Güneş ve Ay gibi yıldızlar da hep doğudan doğarlar ve batıdan batarlar. Bütün bir gece bir boydan bir boya göğü katederler. Tabi eğer üzerimizden geçerlerse.
Üzerinde yaşadığımız yeryüzü 4 milyar 600 milyon yıl önce yıldızlararası gaz ve tozun yoğunlaşmasından oluştu. Fosillerin sağladıkları kayıtlardan öğreniyoruz ki, hayatın başlangıcı bundan az sonra ilkel yerkürenin su birikintilerinde ve okyanuslarda belirdi.
Sonunda, Kozmos’u keşif serüvenimizin son durağındaki küçücük “Dikkat kırılacak eşya” denilecek çelimsizlikte, mavi beyaz renkli dünyamıza dönüyoruz. Kendilerini dev aynalarında görenlerin bile, bu engin kozmik okyanusta adeta kaybolmuş bir noktacık gibi durduğunu çaresiz kabullendikleri yerküremize demek istiyorum.