Siyasette, dinin kendisi bir amaç değildir; düşüncelerden biridir yalnızca; meşrutiyet en inançlı olana değil, mücadelesi halkınkiyle aynı olana verilir.
Çağdaşlarımızın birçoğu öyle devletlerde yaşıyorlar ki siyasetçiler ne dürüst bir seçimle başa geçmişler, ne saygı duyulan bir hanedandan geliyorlar, ne amacına ulaşmış bir devrimi devam ettiriyorlar ne de ekonomik bir mucizenin mimari olmuşlar; bu yüzden de hiçbir meşruiyetleri yoktur; üstelik bütün bunlar halkların aynı şekilde kesinlikle meşru görmediği küresel bir gücün himayesi altında sürüp gidiyor.