İnanarak dinlememizi güçleştiriyorlar. İnsan her sözü kuşkuyla karşılıyor artık. Gerçekle düş birbirine karışıyor; yalanın nerede bittiğini anlayamıyoruz. Tutunacak bir dalımız kalmıyor. Tutunamıyoruz.
Şunu veya ötekini biliyoruz; çünkü bir mucizeyle sanki, elimize gelmiş mektuplar var; ya da yakınan, sızlanan şiirlerle dolu kitaplar var; ya da galerinin birinde, bir ressamın, ne olduğunu bilmediği için çizmeyi başardığı bir ağlayış içinden bize bakan tablolar var. Ama berikiler, sayılmayacak kadar çoktular: mektuplarını yakmış olanlar ve mektup yazmaya güçleri yetişmeyen başkaları.
Her zaman kapıldığım bu dayanılmaz kederi ifade etmekte ''sıkıntı'' kelimesi elbette çok zayıf kalıyor; o keder birdenbire çöker üstümüze; içinde bulunduğunuz ana bağlıdır; her an her şey yüzünüze gülerken, siz her şeye gülerken birden ruhun derinliğinden kapkara bir duman yükselir ve arzuyla ölüm arasına girer; soluk kurşuni bir perde oluşturur, bizi dünyanın geri kalanından ayırır, artık o dünyanın sıcaklığı, aşkı, rengi, ahengi bize ancak soyut bir aktarım halinde kırılarak ulaşır: Sadece bakarsınız, artık heyecan duymazsınız; ve ruhu yalıtan o perdeyi yırtmak için gösterilen nafile çaba insanı her türlü suça, cinayete ya da intihara, deliliğe sürükleyebilir…
…her zaman ve her yerde her sınıftan ve her ideolojiden ve her düşünceden insanlar arasında daima ön safa geçerek aslan payını kendilerine ayıranlar ve ayırır ayırmaz insanlarla aralarına aşılmaz duvarlar örenler ve böylelerine her zaman haklı çıkarıcı bahaneler sebepler yasalar kurallar sınıflamalar bulup çıkaranlar yani her zaman insanları insanlardan ayıranlar ve onları birbirine düşman edenler ve onlara körü körüne uyan kalabalıklar ve gerçeği boğanlar…
Sayfa 224 - Her kılında bir mızıka bulunan Deccal’ın·Kitabı okudu