Burcu Karabağ

Burcu Karabağ
Lütuf, insanları olduğu yerde bırakmaz.
Psikolojik danışman
10 Haziran
47 okur puanı
Ağustos 2017 tarihinde katıldı
Sadece Tanrı'ya inandığım anlarda yaşamış olduğumu hatırladım. Bu, geçmişte nasılsa bugün de öyleydi. Yaşamak için Tanrı'nın varlığının farkında olmaya ihtiyaç duyuyordum. Onu unutmaya ya da inkâr etmeye çalıştığımda ölüyordum. Bu canlanma ve ölme de neyin nesi? Tanrı'nın varlığına olan inancımı yitirdiğimde yaşamıyorum. Şayet O'nu bulmaya yönelik içimde bir umut kırıntısı olmasaydı kendimi çoktan öldürmüştüm. Sadece O'nu hissettiğimde ve bulmaya çalıştığımda yaşıyor, gerçekten yaşıyorum. "Daha ne arıyorsun?" diye haykırdı içimdeki bir ses. "Bu O. O, onsuz yaşanılamayandır. Yaşamak ve Tanrı'yı bilmek aynı şeylerdir. Tanrı varoluştur. Tanrı'yı arayarak yaşadın mı, bir daha Tanrısız yaşayamazsın."
Sayfa 74
Her çiçeğin bir mevsimi, her kitabın bir zamanı vardır. Haziranın tadını yeni hikâyelerle çıkarın.
Tanrı'yı arayış
Anlamıştım ki hayatı ve anlamını kavramak istiyorsam, bir parazitin hayatını yaşamamalıydım. Gerçek bir hayat yaşamalıydım ve gerçek insanlıkla birlikte ve o varoluşa kendimi de katarak bu yaşamın geçerliliğini doğrulamalıydım. . . Yüreğimden yola çıkan bir arayıştı. Bu bir tür korku, öksüzlük, yabancı bir ülkede tek başına kalmışlık ve birilerinden bir yardım beklentisi hissiydi.
Sayfa 71
Eğer çıplak, aç bir dilenci sokaklardan alınır da güzel bir kuruma ait bir binaya getirilir, orada kendisine yiyecek içecek verilir ve bir kolu aşağı yukarı hareket ettirmekle yükümlü kılınırsa açıktır ki niçin sokaklardan alınıp getirildiğini, kolu niçin hareket ettirmesi gerektiğini ya da o kurumun tamamen mantıklı bir düzene sahip olup olmadığını sorgulamadan önce, dilenci ilk olarak o kolu hareket ettirmelidir. O kolu hareket ettirirse kolun bir pompayı çalıştırdığını, pompanın su çektiğini ve o suyun bahçedeki tarhları suladığını görecektir. Sonra o dilenci pompa istasyonundan alınıp meyve toplayacağı ve efendisinin cennetine gireceği bir başka yere götürülecektir. Aşağı işlerden daha yüksek işlere terfi ederek kurumun düzenini gitgide daha iyi anlayacak ve bu düzen içinde yer aldığı sürece niçin orada olduğunu sorgulamayacak ve efendisine asla serzenişte bulunmayacaktır. Demek oluyor ki O'nun isteğini yerine getirenler, bizim "sığır" diye nitelendirdiğimiz o basit, cahil, emekçi halk efendisine şikayette bulunmuyor. Ama biz bilgeler efendinin yemeğini yiyip onun bizden istediklerini yapmıyoruz da onun yerine bir daire etrafına oturmuş şunu tartışıyoruz: "Bu kolu ne diye hareket ettirmek lazım? Bu aptalca bir şey değil mi?" Bu şekilde bir karara varıyoruz. Efendinin aptal olduğuna ya da var olmadığına ve kendimizin bilge olduğuna karar veriyoruz. Bunun şu sakıncası oluyor: Hiçbir işe yaramadığımızı ve bir şekilde yaşamlarımıza son vermemiz gerektiğini düşünüyoruz.
Sayfa 69
Yeryüzünün varoluşu birisinin iradesi sayesinde süregelmektedir. Biri tüm yeryüzünün ve bizlerin varoluşuyla amacını gerçekleştirmektedir. Bu iradenin anlamını kavramayı umabilmesi için kişinin ilk önce kendisinden istenenleri yerine getirerek bu iradeyi gerçekleştirmesi gerekir. Ancak eğer benden istenen şeyi yapmayacak olursam, benden neyin istendiğini asla anlayamayacağım gibi hepimizden ve bütün evrenden de ne istendiğini anlayamam.
Sayfa 69
Ya bütün hayatını insanlara işkence yapmak ve insanların kafalarını uçurmakla geçiren bir cellat, içinde hacetini giderdiği karanlık odadan çıkmamaya yeminli, eğer çıkarsa kafasında öleceğini kuran umutsuz bir ayyaş ya da deli kendine, "Hayatın anlamı nedir?" diye soracak olsa şurası kesindir ki bu soruya yaşamın en büyük kötülük olduğundan başka verecek yanıtı olamaz. Bu deli adamın vereceği yanıt tamamen doğru olur, ancak bu yanıt yalnızca kendisini bağlar.
Sayfa 68