Burcu Karabağ

Burcu Karabağ
Lütuf, insanları olduğu yerde bırakmaz.
Psikolojik danışman
10 Haziran
46 okur puanı
Ağustos 2017 tarihinde katıldı
@Burcu76·
·
sabitlendi
Izdiham- Gökhan Özcan
Konacak bir dal arıyoruz hep, uçacak bir gökyüzü. Bakışlarımızın enginlere doğru koşusunu durdurmayacak bir ufuk. Açacak bir yelken, kendimizi kollarına bırakacağımız şefkatli bir rüzgar. Tomurcuklanacak bir mevsim arıyoruz, her adımda büyüyüp olgunlaşacağımız bir seyahat, bir seyrüsefer. Pişecek bir ateş, sönecek bir yağmur. Biz hep içine dolacağımız bir anlam arıyoruz akıp geçen kelimeler arasından. Bizi ifade edecek bir şey. Sıcak bir dokunuş, soğuk bir ürperti, içimizi ılıştıran hisler, hissedişler. Bir satırın başı, bir satırın sonu, başka hiç kimseye ilişmeyen bir cümlenin yavaşça yanımıza, canımıza sokuluşu. Kendimizi bulacağımız bir yüz arıyoruz biz hep, derinleşeceğimiz bir sima, durulanacağımız bir ten, kendimizi tanıyabileceğimiz bir çift göz, işitmeye deliler gibi muhtaç olduğumuz şeyleri söyleyen bir ağız, onları işitebilen bir çift kulak. Hep olabileceğimiz bir insan arıyoruz biz, heyecanını yitirmemiş bir can, canlı kalmayı başarabilen bir heyecan. Doğru heceyi aklında tutabilen bir nabız, hafızasını yitirmemiş bir kalp. Bunca söylenen içinde gelip elimizden tutacak sözü arıyoruz biz hep. İçimizin kavurucu çölüne âb-ı hayat olacak sesi arıyoruz hep. Ateşin içindeki serinliği, bir damla sudaki derinliği arıyoruz. Yitirdiğimiz sırrı arıyoruz, zihnimizi sorularıyla vuran o en eski cevabı arıyoruz.
“Yeterince kitabın var” diyenlere cevabımız hazır.
Günahkâr Mevtâ Azgın bir adam günahlar içinde yüzerken can verdi. Cenazesi musallaya götürülürken bir zahid böyle birinin cenaze namazının kılınmaması gerektiğini düşünerek oradan uzaklaştı. O gece rüyasında o adamı gördü. Cennetteydi ve yüzü güneş gibi ışıl ışıldı. Zahid sordu: Evlât, böyle yüce bir makama nasıl erdin sen? Senin işin gücün günah işlemekti! Baştan ayağa kirliydin! O azgın cevap verdi: Senin bana hiç merhamet göstermemen Allah'ın hoşuna gitmedi ve bu yüzden merhamet edip hata ve isyan içindeki ben kulunu bağışladı. Bak şu Allah'ın hikmetine, aşk (insanlara karşı sevgi ve merhamet) oyununu nasıl oynuyor! Önce reddeder, sonra affeder. Mesela bilemediğimiz bir hikmetiyle zifiri karanlık bir gecede bir çocuğu elinde fenerle yola çıkarır, ardından da bir rüzgâr gönderip "Haydi git şu feneri söndür!" emrini verir. Sonra da çocuğu yolda yakalayıp ona "A cahil, sen bu feneri neden söndürdün?" diye hesap sorar. O'nun o çocuğu azarlaması, aslında hesap gününde, kendisine gönül alıcı sayısız ikramlarda bulunmak içindir. Şu âlemde sadece namazlı niyazlı insanlar olsaydı, O'nun Hikmeti aşk oyununu oynama fırsatı bulamazdı! O'nun Hikmeti ancak böyle tamamlanır ve kendisini de sık sık işte bu şekilde gösterir! O'nun Yolunda yüz binlerce hikmet tecellileri olur, o hikmetin her bir damlası, başlı başına bir rahmet okyanusudur! Ey oğul! Şu yedi gök var ya, onlar gece gündüz senin için çabalıyor! Meleklerin dua ve niyazları da senin için! Cennet ve cehenneme gelince, onlar birer yansımadır; biri senin iyiliklerinin yansıması, diğeri ise kötülüklerinin yansıması! Bütün o mübarek melekler, senin önünde secdeye kapandılar. Senin zâtında parça ile bütün (cüz ile kül) bir araya gelip senin varoluşunu yüceltti! Öyleyse hor bakma kendine, çünkü senden üstün başka bir
Sayfa 171
Hz. Cebrail ve İyi Niyet Bir gece Rûhu'l-emîn (Cebrail) Sidredeydi, tam o sırada Yüce Allah'ın "Söyle kulum!" dediğini duydu. İçinden şöyle geçirdi: Demek ki şu anda bir kul O'na yakarıyor, fakat kim bilir kim? Anladığım kadarıyla makamı son derece yüksek; nefsini öldürmüş ve kalbini diriltmiş bir kul olsa gerek! Derken o kulu tanımak istedi, fakat onun hakkında yedi kat gökte hiçbir haber yoktu. Bütün yeryüzünü dolaştı, denizleri kolaçan etti, ama aradığını ne dağda bulabildi, ne ovada. (Alelacele Rabbin huzuruna çıktı ve aynı "Söyle kulum!" sesi çınlıyordu. Şaşkınlıkla ve merakla yine her bir yanı yokladı.) Aradığı kulu gene bulamayınca yakardı: Yârabbi, şu kuluna götüren yolu bana göster! Yüce Allah buyurdu: Bizans diyarına git, bir manastıra gir, onu bulursun! Melek Cebrail oraya vardı ve o kulu açık seçik gördü. Adam tam bu esnada bir putun önünde acı acı ağlıyordu. Bu hali gören Cebrail aleyhisselâm hepten şaşırdı, gücenmiş bir halde Hakk'ın huzuruna çıkıp sordu: Ey hiçbir şeye ihtiyaç duymayan! Bu sırrın anlamını bana lútfeyle! Bir manastırda bir puta yakarana Sen âlîcenaplığınla cevap veriyorsun! Hak Teâlâ şöyle dedi: Doğru, onun kalbi kararmış! Bilmiyor, o yüzden Yoldan sapmış! O bilmediğinden Yolunu şaşırmış olabilir, ama Ben biliyorum, yanlış bir Yol tutmam! Ben şimdi ona Eşiğimin Yolunu açıyorum, lûtuf ve keremimiz onu bağışlayacaktır! Yüce Allah böyle buyurdu ve o adamın ruhuna yol açtı. Allah'ın adını zikretsin diye dilinin bağını çözdü de o, "Allah!" demeye başladı. Bil ki bu dünyada ihlâsla Allah'a yönelik her arayış ibadettir ve bu O'nun sebepsiz hikmetinin bir eseridir. O yüzden, sen o Eşiğe bir "hiç götürdüm diye pek de esef etme, o hiç, aslında hiç değildir! Çünkü O'nun Eşiğinde sadece zühd (dünya nimetlerinden vazgeçiş) satın alınmaz, bir
Sayfa 168
Rahmet, en küçük zerrelerle ilgilenen parıl parıl bir güneştir. Gör O'nun rahmetini ki bir kâfir yüzünden bir peygambere sitem etmiştir!
Sayfa 170
Sergüzeşt-i hayat
O zamana değin, çocukken insana sonsuz gibi görünen bir yolda yılların yavaş yavaş ve hafifçe geçtiği, böylece hiç kimsenin akıp gittiklerinin ayırdına varmadığı bir yolda, hep ilk gençliğinin kaygısızlığıyla ilerlemişti. Insan bu yolda, sakin sakin, çevresine merakla bakarak ilerlerdi, aceleye gerçekten hiç gerek yoktu, ne arkanızda sizi sıkıştıran ne de tabii, bekleyen hiç kimse bulunmazdı, arkadaşlarınız da kaygısız, oynamak için sık sık durarak ilerlerlerdi. Evlerinin kapısından büyükler size dostça selam verir ve suç ortaklığı dolu gülüşlerle ufku gösterirlerdi; böylece yürek yiğitçe ve tatlı arzularla çarpmaya başlar ve insan kendisini az ötede bekleyen harikulade şeylerin umudunu tadar; gerçi o şeyler henüz uzaktadır ama bir gün onlara ulaşılacağı kesin, tartışmasız bir biçimde kesindir. Daha çok yol var mıdır? Yoo, şu ilerideki nehri geçmek şu yeşil tepeleri aşmak yeterlidir. Belki de varmışızdır bile. Şu ağaçlar, kırlar, şu beyaz ev belki de bizim aradığımız şeylerdir. Bir an, bunun doğru olduğuna inanıp, orada durmak isteriz. Sonra, kulağımıza ileride daha iyisinin olduğu çalınır ve tasasız bir biçimde yeniden yola koyuluruz. İnsan, böylelikle, umut dolu, kendi yolunda gider durur; günler uzun ve sakindir, güneş yukarıda gökyüzünde parlamakta ve akşam bastığında üzülerek yok olmaya yüz tutmaktadır. Ama bir noktada, belki de içgüdüsel olarak, insan geri döner ve arkasında bir kapının kapanarak dönüşü olanaksız kıldığını fark eder. İşte o zaman bir şeylerin değişmiş olduğunun ayırdına varırız, güneş eskisi gibi kıpırtısız değildir, hızla hareket etmektedir, ne yazık ki, henüz bakmaya bile fırsat bulamadan, onun ufkun ucuna doğru hızla kaydığını, bulutların da gökyüzündeki mavi koylarda hareketsiz durmadığını, birbirlerinin üzerine çıkarak kaçtıklarını, İyice
Sayfa 48