"Nasıl Dayandım? Nasıl dayandık, bir yudum su boğazımıza durup bizi boğmadan akarken?" diyor Tantûralı Rukayye. 1948 ve sonrasında yaşananlar için söylese de bugüne, bugünün insanına sesleniş gibi bu satırlar. Tantûra, Filistin 'in Hayfa iline bağlı bir sahil köyü. 21 Mayıs 1948' de işgal ediliyor. Köy halkının çoğunluğu katledilip, geriye kalanlar topraklarından zorla sürülüyor.Filistin davasına bağlı Mısırlı akademisyen ve yazar Radvâ Aşûr, bir kadının gözünden topraklarından sürülmüş, göçe zorlanmış, katledilmiş Filistin halkının yaşadıklarını anlatıyor. 1948 Filistin işgalinden önce başlayıp 2009 yılına kadar yaşananları aktaran bir tarihi roman. Rukayye, oğlu Hasan 'ın isteği üzerine hayatını yazmaya başlar. Rukayye' nin 'ömrünün geçen seneler boyunca biriktirdiklerine çözemediği yumaklara' kaygılara korkulara, travmalarına, bekleyişlerine, kayıplarına, bir sabah uyandığında gözlerini mülteciliğe açmanın ne demek olduğuna tanıklık ediyoruz. Hikâye her ne kadar Rukayye 'nin gözünden ilerlese de, "Başkalarının hayatlarıyla iç içe geçmiş olan bir ömrün hikâyesi bütünüyle nasıl anlatılır?" der Rukayye ve metinde devreye diğer karakterlerin anıları girer. Rukayye' nin sahip olamayacağı anıları aktarırlar. Onların tanıklığını okuruz. Ve hiç karşılaşmadıkları halde ortak hikayelerin aktarımı.Bu açıdan iç içe geçen anılar, çok seslilik hakim. Anılar üzerine inşa edilmiş bir metin.
"Yazmak beni öldürecek" der Rukayye. Yer yer tıkanır. Yaşadığı acıları kelimelere dökemediğini söyler. 'Cümle düğümlenir, ses tıkanır' ve onun düğümlendiği yerde okur da düğümlenir.Yazar, hayali kahramanlar üzerinden yaşanan acılara, kayıplara yer verse de tarihi kişilikler, siyasi olaylar, adı geçen katliamlar, yerler, mekânlar, yaşananlar gerçek. Beyrut olayları, Lübnan iç savaşı, Tantûra