Ben mi bir yolculuğa çıktım bu kitabı okuyarak yoksa içimdeki kaybolan kız mı ortaya çıktı bir yabancı olarak bilmiyorum.
-Kırk yaşına gelmiş bir adam, kırkıncı yaş gününde ‘Kaybolduğunu’ hissediyor ve kitapta ki serüven başlıyor. Tarık beyin kırk yaşla ilgili söylediği şu söz ne güzel; öyle bıçak sırtı bir yaştır ki her şeyi değiştirebilirsiniz de bir taraftan da galiba geç kaldım diye de düşünebilirsiniz.
-Yazarın okuduğum ilk kitabından merhaba. -Ben her zaman incelemelere bu uygulamada da önem verdiğim için okuduğum kitapları naçizane yorumlarım.
-Kaybolan bir adam Hakan. Bölük pörçük bir çocukluğu. Eşi Yıldız. Yıldızın kayboluşu. Tek ortak noktaları kayboluşları mı acaba? Bir deprem. Depremden sonra değişen hayatlar. Yıldızın babası Reha Bey.
-Okurken Hakan oluyorsunuz, Yıldız oluyorsunuz sonra. Kendinizi birinin yerine illa koyuyorsunuz. Çünkü öyle hayatın içinden
-Öyle sıkıcı anlatımı yok sadece psikolojik tahliller fazla. Mesela bir bardak sadece bir bardak değil kitapta. Şekle, renge, durduğu yere anlam yüklemiş Tarık bey.
-Yabancılaşmak. Kendine yabancı olmak. Kendini bulamadığı için hayattan soğumak
-Bittiğinde ucu açık bir soru cevapsız kalıyor. Okuyanlar varsa üzerine tartışmak isterim.
Okuyun seveceksiniz