‘’Ben, bir gün içmeyi bırakacağını, paramızın olacağını,annemin artık çalışmak zorunda kalmayacağını, diğerleri gibi normal bir hayatımızın olabileceğini sanıyordum’’ diyen bir çocuğun gözünden dokunaklı bir baba portresi.
-Sarhoşken kötü davranan değilken mutlu eden bir baba düşünün. ‘Mutluluk çok kolaydı. Babamın iyi davranması yetiyor, böylece annem mutlu oluyordu ve biz çocuklar da onunla birlikte mutlu oluyorduk’ diyen bir çocuğun duygu karmaşıklığı gerçekten üzücüydü. -Yazarın okuduğum ilk kitabı. Bir roman ya da öykü değil bir çocuğun iç sesi.
-Dünyayı çocukların gözünden düşünmeyeli belkide ne uzun süre olmuştur biz büyükler için.
-Kitap okumaya ara veren, tekrar başlamak için cesaret isteyenlerin ya da hiç kitap okumayanların okuyabileceği akıcı, kısa ve etkili bir kitap.
.
.
Babam kırk üç yaşında öldü, ben on beş yaşındaydım. Bugün ondan daha yaşlıyım.
Onu daha iyi tanımamış olmaktan dolayı üzgünüm.
Tadı damakta bırakan kitaplar vardır ya, bitirmek istemezsin, biterse sanki iyi bir yol arkadaşını kaybedeceksin öyle bir kitap. Hem gerçek hem kurgu. Tarihler arasında bölüm bölüm ilerliyor yazar. 1912-1982 Meşhur Titanic hikayemiz. Ve içinde Titanic gemisinden gönderilmiş telsiz konuşmaları. İrlanda’dan 1912 yılında hayallerini gerçekleştirmek üzere Amerika’ya gitmek isteyen 14 kişinin yarım kalan hikayeleri. Maggie, sevgilisi Seamus, arkadaşları Peggy, Hamile kuzeni Maura, Kattie ve niceleri. Kitabın içindeki çoğu bölüm gerçeğe dayanınca haliyle kapatınca araştırma merakı sardı.
-Gemi buz dağına çarptıktan sonra filikalarla önce Kadınlar ve çocuklar indiriliyor(hepsi değil) ve gemiye sadece 16 filika konuluyor. (Geminin dış görünüşünü bozacak diye kişi sayısına yetecek kadar filika koymamışlar) 16 filikanın Her biri sadece 50 kişi alabiliyor. Bu da toplam kapasitesinin yarısı bile değil. Yani 1500 kişi okyanusun sularında göz göre göre boğuluyor.
-Ve ne mantıksa filikalar 50 kişi alabildiği halde sadece 25 kişilik gruplar halinde bindirmişler. Kadınlar ve çocukları eşlerini ve babalarını geride bırakmak istemeyince öyle yüreğime dokundu ki yazar nasıl güzel hissettirmiş kelimeleri siz düşünün.
-Gemi ilk başta kömür dairesinden su almaya başladığı için çalışan 176 kişi kapılar kapandıkları için boğuluyor sonrası da büyük trajedi. Batmaz denilen gemi meğer hep ihmaller kurbanıymış. Normal de yolculuğun başındayken tatbikat yapıp filikaları kullanmayı öğreteceklermiş ama sebebi belli değil iptal edilmiş. Ve iyice araştırınca öğreniyorum ki geminin ilk darbe alan uç kısmı daha önceden bir hasar almış ama gemi yapımcısı adamın talimatıyla oraya yama yapılmış. Yani bela ben geliyorum demiş zaten. Çok üzücü bir olay. Keşke yaşanmasaydı. Kesinlikle okumanızı tavsiye