Dış dünyanın gitgide büyüyen taleplerinin baskısından kaçmak ve insanı köşeye sıkıştıran mutsuzluğu kendinden uzak tutmak için özel köşelere, küçük mutluluklara çekilme eğilimi, bir yaşam refleksi olarak anlaşılır bir şeydir: en nihayet azıcık mutlu olmak ister insan. Talepkârlık ölçüsüz hale geldikçe, imtina etmek ayartıcı bir alternatife dönüşür. İç dünyalarıyla ilgili dertlenen insanlar, gümbürtüsü yükselmeye başlayan bir dönemin ortasında, içe doğru bükebilecekleri bir kıvrım oluştururlar. Zaman boyunca muazzam bir gelişme itkisinin kendini gösterdiği bir kültürde, hayatın henüz korunaklı olduğu, en azından öyle tasavvur edilen başka, zaman dışı bir dünyayı hatırlamaktadır hedeflenen mutluluk.