Burcu Usta

Burcu Usta
@Burcusta
Bilemeyeceğimiz, asla anlayamayacağımız şey, yazgımızın neden böyle olduğu, neden bizi bambaşka bir yere taşıyabilecekken, tam olarak bilemediğimiz küçük bir ayrıntının, beklenmedik bir sürprizin, kaderin küçük oyununun bizi hiç ummadığımız bir yere atı verdiği... O birkaç saniyelik hayat diliminin bütün bir ömrü nasıl belirlediği...
Her çiçeğin bir mevsimi, her kitabın bir zamanı vardır. Haziranın tadını yeni hikâyelerle çıkarın.
Dış dünyanın gitgide büyüyen taleplerinin baskısından kaçmak ve insanı köşeye sıkıştıran mutsuzluğu kendinden uzak tutmak için özel köşelere, küçük mutluluklara çekilme eğilimi, bir yaşam refleksi olarak anlaşılır bir şeydir: en nihayet azıcık mutlu olmak ister insan. Talepkârlık ölçüsüz hale geldikçe, imtina etmek ayartıcı bir alternatife dönüşür. İç dünyalarıyla ilgili dertlenen insanlar, gümbürtüsü yükselmeye başlayan bir dönemin ortasında, içe doğru bükebilecekleri bir kıvrım oluştururlar. Zaman boyunca muazzam bir gelişme itkisinin kendini gösterdiği bir kültürde, hayatın henüz korunaklı olduğu, en azından öyle tasavvur edilen başka, zaman dışı bir dünyayı hatırlamaktadır hedeflenen mutluluk.
Mutluluk
"Demek ki bu dünyada insanlar birleşince, bunun kısacık, kısacık, kısacık bir süre için olduğundan habersizdi: öyle ki, tanışmadan geçen sonsuz bir zamandan sonra, bir başka sonsuzluk boyunca bir daha görüşmemeye hazırlanırken nasıl olup da içli dışlı olunduğuna şaşıyordu insan."
Gerçi yaşam biraz hastalığa benziyor benzemesine, nöbetleri, ayılmaları, kendine göre bir seyri var, bir günlük iyileşmeleri, kötüleşmeleri var. Öteki hastalıklardan ayrı olarak, her zaman ölümcül. Tedavisi yok. Böyle bir şey bedenimizdeki delikleri yara sanıp tıkamaya benzer: tedavi olduk derken boğulup ölürüz.
“Kocanızla evlenmeden önce tanışmış mıydınız?” “Evet.” “Yani tanıştığınızda kocanızdı?” “Yok...” Soruyu bir daha deneyelim: “Kocanızla evlenmeden önce tanışmış mıydınız?” “E... Hayır.” “Ha, yani gidip hiç tanımadığınız biriyle evlendiniz. Vah, yazık.”