Kişi neyi severse sevsin, neyi yererse yersin; neye inanırsa inansın, neyi inkar ederse etsin, kısaca ne ederse etsin bilerek etsin. Çünkü ed-e-bil-mek bilmektir.
Adnan Adıvar: Fransızca'yı iyi söylüyorsunuz maşallah.
Reichenbach: Evet İstanbul'a gelinceye kadar bir kelime söyleyemezdim, orada öğrendim.
Devamında Adnan Adıvar, İstanbul Üniversitesi'nin bu efendiye Türkçe yerine Fransızca öğretmiş olmasına şaştığını belirtiyor.
Wittgenstein'ın üniversitedeki ilk döneminden gayet iyi tanıdığı Russel ve G.E. Moore, sınama sürecinde Wittgenstein'ın denetçileriydi. Wittgenstein'ın tezinin argümanları üzerine sorgulanması gereken sözlü sınav aşamasında, üç ahbab oturup hoşbeş etmişler, neden sonra Russel, Moore'a dönüp "Hadi ona birkaç soru sorsana profesör sensin" demişti. Bunu gelişigüzel bir tartışma takip etti; sonunda Wittgenstein ayağa kalkıp denetçilerinin omuzlarını sıvazladı ve "Sıkmayın canınızı. Bunu asla anlamayacağınızı biliyorum" dedi.
Sehl-i mümteni, en zor ve anlaşılması en güç konuyu, en kolay ve en anlaşılır bir sadelik içinde ifade etmektir. Ziya Paşa Harabat mukaddimesinde Vesiletü'n-Necat'ı "Baştanbaşa sehli mümtenidir." ifadesiyle tarif eder. Nitekim altı yüz yıldır pek çok şair mevlid yazar; lakin Vesiletü'n-Necat'a erişmek ne mümkün! Yine Ziya Paşa'nın ifadesiyle,
Dört yüz seneden beri efadıl
Bir söz demedi ona mümasil
"Dört yüz senedir faziletli kişiler onun bir benzerini ortaya çıkaramadılar."
Akif de şöyle der:"Yetişilmez ki: Süleyman Dede yükseklerde."