Busra Akkalayci

Allahın huzurunda bunun gibi derde dert katan yüzbinlerce haberler, sualler gelir. Namazda kıyamda iken kula gelen bu sözlerden kul utanır; utancından iki büklüm olur, rukuya varır. Utancından ayakta durmaya gücü kalmaz. Rükuda ‘Subhanerabbiyel azim’ diyerek Allahın noksan sıfatlardan beri olduğunu söyler. Sonra o kula haktan ferman gelir: “Başını kaldırda sorulan sorulara cevap ver.” denir. Kul utana utana başını rukudan kaldırır. Fakat dayanamaz; o günahkar yine utancından yine yere yüz üstü kapanır. Ona tekrar secdeden başını kaldırda yaptıklarından haber ver diye ferman gelir. O bir kere daha utanarak başını kaldırır, ama dayanamaz; yine yılan gibi yüzüstü düşer. Cenab-ı hak tekrar başını kaldır da “söyle, yaptıklarını kıldan kıla birer birer senden sorucam”, diye buyurur. Allahın heybetli hitabı onun ruhuna tesir ettiği için ayakta durucak gücü kalmamıştır. Bu ağır yük yüzünden kadeye varır. Dizleri üstüne çöker. Cenab-ı Allah ise hadi söyle anlat diye buyurur. Sana nimet vermiştim, nasıl şükrettiğini söyle. Sana sermaye vermiştim, onunla ne kar elde ettiğini göster. Kul yüzünü sağ tarafına döndürür, peygamberlerin ruhlarına ve meleklere selam verir. Onlara niyazda bulunurda derki, ey mana padişahları bu kötü kişiye şefaat edin; bu günahkarın ayağıda örtüsüde çamura battı. Peygamberler selam veren kula derler ki: Çare ve yardım günü geçti, gitti. Çare dünyada olabilirdi; orda hayırlı işler yapmadın, ibadet etmedin, öğünler geçti. Ey bahtsız kişi, sen vakitsiz öten bir horoz gibisin; git bizi üzme, bizim kalbimizi kırma. Kul yüzünü sola çevirir; bu defa akrabalarından yardım ister; onlarda ona sus derler: Ey efendi biz kimiz ki sana yardım edelim? Elini bizden çekte kendi cevabını Allaha kendin ver, derler. Ne o taraftan ne bu taraftan çare bulamayınca, o çaresiz
Din
Reklam
“Cenab-ı Hak, sana verdiğim bu kadar mühlet içinde ne yaptın, ne kazandın ve bana ne getirdin, diyecek. Ömrünü neyle, ne işlerle, ne gibi ibadetlerle, ne iyilikler yaparak harcadın, bitirdin? Sana verdiğim rızkı, kuvveti, gücü ne ile yok ettin? Gözünün nurunu nerede tükettin? Beş duygunu nerelerde kullandın? Gözünü, kulağını, aklını, iradeni, bileğini, arşa ait olan bütün bu kuvvetlerini neye, nerelere harcadın da onlara karşılık bu dünyada neyi satın aldın? Sana kazma gibi, bel gibi el, ayak verdim. Onları sana ben bağışladım, onlar ne oldular?”
Din
“Nasıl bir et yığınından olan bedeninde, değeri candandır. Canın değeri de canandandır. Eğer can iman nuru olmaksızın diri olsaydı, hiç kâfirlere Cenab-ı Hak “ölüler” der miydi?”
Din
“Itri neden hemen Süleymaniye'yi çağrıştırır? İsmail Dede Efendi neden hemen Dolmabahçe'yi hatırlatır? Rakım'ın sülüs hattı ile Şakir Ağa'nın besteleri arasında neden bu kadar kuvvetli bir bağ vardır?”
Müzik
Reklam