Hayale kapılan kendi hayalindeki şeyi arar. Onun gayesi o hayale varmaktır. Onun için başlangıç, son ve ikisi arasındaki mesafe vardır.
Kutup etrafında dönenlere gelince onlar için bir başlangıç noktası yoktur ki bir iptida lazım gelsin, bir gaye de yoktur ki onun üzerine bir intiba hükmetsin.
Nûh, kendi hikmetinde kavmine: “Yüce Allah, üzerinize yağmur yağdıran semâyı gönderir,” dedi. O manalar, aklî bilgiler ve nazarî ibretlerdir. Ve yine dedi ki: “Sizi mallarla, yani sizi kendisine meylettiren şeylerle imdâd eder.” Ve sizi kendisine meyil ettirdiği vakit, onda sûretinizi görürsünüz.
Bu görüşte, sizden Hakk’ı gördüğünü zanneden kimse, O’nu bilmedi. Sizden, ancak nefsini gördüğünü bilen kimse O’nu anlayabildi. İşte bunun için insanlar, Allah’ı bilen ve bilmeyen zümrelere ayrıldı.
Bilmeyenlerin idraklerinin mahsulü; nazar ve fikir yoluyla çıkardıkları neticelerdir. Halbuki ilahî mârifet, keşif ve müşâhedeye bağlı olup, fikrî ve nazarî neticelerden ayrıdır. Kıyas ve nazar yolunda gidenlerin kazançları, ancak ziyandadır. Onların ticaretleri hiçbir fayda vermedi. Onlar hidayete eremediler.
Onlar, kendi mülkleri olduğunu zannettikleri varlıklardan mahrum kaldılar. Ellerinde bulunan o varlıklar, “Muhammed ümmeti hakkında Allah’ın size miras bıraktığı şeyden başkalarına da veriniz” âyetinde işaret buyrulan ilahî bilgidir.