Yeni Gerçekçiliğin sinemadaki etkisini anlamak için belki de Freud’un Totem ve Tabu’sunu anımsayabiliriz. Freud, mitini ele alırken onu yalnızca bireyin ruhsal yaşamı için bir metafor olarak kullanmamıştır, sonrasında tıpkı Hegel gibi, uygarlığın gelişiminin merkezine Oidipus'tan feyz alındığı aşikâr olan "kurgusal" bir mit yerleştirir. Bu anlatıya göre kendi klanının sahibi olan ve klanındaki tüm kadınlar üzerinde hak iddia eden bir şef/baba vardır. Bir gün erkek kardeşler kendi arasında birleşirler ve babayı öldürürler. Aralarından birisinin yeniden tiranlaşmaması için bir uzlaşıya, yeni toplumsal bir sözleşmeye ulaşırlar. Sonrasında bu sözleşmeyi babalarının etini yiyerek ve tabularla (erken yasalar) korudukları bir totem dikerek anıtsallaştırırlar. İtalyan yeni gerçekçiliğinde de yönetmen "kardeşlerin" adeta babayı öldürdüklerini ve filmlerini birer totem olarak sahneye koyduklarını söylemek pekala mümkün olabilir. (Sayğılı, 2025, s.118)
Sayfa 118 - Art Psikiyatri Tedavi Eğitim Araştırma Yayın ve Kurumsal Danışmanlık·Kitabı okudu
“Sevdiceğimin yanına oturmuş, onu dinliyordum. Tek kelime etmeden kulak kesilmiştim; sesinde yüreğimi titreten ve ruhumu tensel zarından çıkaran bir güç hissettim. O zaman ruhum, ucu bucağı olmayan bir boşlukta dalgalanmaya başlıyor, evreni bir düş gibi, gövdemi daracık bir hapishane gibi görüyordu.
Garip bir büyü sevgilimin sesine karıştı ve duygularımı etkiledi, o zaman beni tüm sözcüklerden azat edeni dinlemek için ağzından çıkan sözlerin anlamlarını unutuyordum.”
Sayfa 89 - Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları·Kitabı okudu