Bu kitabı okuyunca aklımda şu cümle yakılandı: “Gönüllü tutsaklığın kullanma kılavuzu.”
Aldous Huxley’in Cesur Yeni Dünya’sı, bize öyle bir gelecek sunar ki insan ister istemez “Evet, burası cennet olmalı” der Daha sonra biraz dikkatli bakınca aslında hiç de öyle olmadığını görürüz. Çünkü bu dünyada kimse aç değil, kimse mutsuz değil, kimse itiraz etmiyor. Ne hoş, değil mi? Asıl sorun da burada başlıyor.
Bu mutluluğun sırrı basit: İnsanları zorla susturmaya gerek yok, yeter ki onları sürekli meşgul ve mutlu tut. “Soma” adında minik bir hap var; moralin mi bozuldu? Al bir tane. Sorgulamaya mı başladın? Al iki tane. Böylece kimse “Neden?” diye sormuyor. Üstelik bu mutluluk zorla değil, büyük bir gönüllülükle kabul ediliyor.
Peki bize bu hikâye neden tanıdık geliyor? Çünkü bizim “soma”mız çoktan cebimize girdi. Adı Instagram, Facebook ya da başka bir şey olabilir; fark etmez. Tek tuşla beynimize küçük dozlarla haz enjekte ediliyor. Bir beğeni geliyor, ruhumuz şaha kalkıyor. Bir reels bitiyor, öbürü başlıyor. Sıkılmaya bile vaktimiz yok. Zaten sıkılmak ne ayıp bir şey, değil mi?
Huxley’in dünyasında insanlar tamir etmeyi unutmuş, hep yenisini alıyor. Aile, aşk, sadakat. Bunlar da gereksiz bulunmuş. Bağ kurmak yerine geçici temaslar kâfi. Bizde de çok farklı değil: Seçenekler sınırsız, ama samimiyet kıt. Daha çok like, daha az bağ.
En ironik tarafı ise bilgi meselesi. Burada bilgi yasak değil, sadece önemsiz bilgilerle boğulmuş durumda. Bugün de elimizin altında sınırsız bilgi var, ama biz bu bilgi okyanusunda genellikle köpüklerle oynuyoruz.
Sonuçta Cesur Yeni Dünya bize şunu hatırlatıyor: Kölelik, zincirlerle değil, konforla da mümkündür. Ve bu konfor, öyle tatlıdır ki çoğu kişi özgürlüğe geri dönmek istemez. Huxley’in lunaparkında herkes kahkahalar içinde ama oyun