Kalplerimizde bazı hastalıklar vardır ki vücudun dokularına tamamen sızmadıktan sonra keşfedilemeyen gizli hastalıklara özgü bir içe işleyiş ihaneti ile kendisini göstermeden, yıkımlarını haber vermeden içten bir yangın dumansızlığıyla yanar, yanar. Bu bir ateştir ki ne olduğunu bilemeyiz, varlığından habersiziz; o yavaş yavaş görevinden emin devam eder; nihayet bir gün boş bulunarak, bir hiç, bir dakikalık bir anlama bize gösterir ki kalbimizde yangın var. Nedir? Nereden doğmuştur? Bu yangın nasıl serseri bir rüzgârın kanatlarıyla düşerek orasını tutturmuştur, bilemeyiz.
Bu göğe yolculuk ne kadar sürer? Bu, mizaca ait bir şeydir, bazen o kadar devam edebilir ki dönmeye imkan kalmaz. İşte sen oradan hiç dönemeyecek, biraz topraklara hiç düşemeyecek gibisin. Ben? Ben hatta uçmak için heves bile duymadım. Uçup uçup da düşenler, bütün o kırık kanatlarıyla topraklarda sürüklenen, nihayet topraklarda ruhun gıdasını arayanlar gözlerimin önünde o kadar açık dersler teşkil ettiler ki ben onların bitirdikleri yerden başlamaya gerek gördüm.