Hak ile batıl ayırt edilemiyor,gerçekle taklit birbirine karışmış,din hurâfelerle dolmuş ve felsefe efsânelerle boğuşuyordu..
Bu korkunç yığıntılar ve çalkantılar karanlığı içinde bulunan insanoğlunun başı dönmüştü.Bütün bu fikir kaynaşmalarında kendine çıkar bir yol bulamıyordu.Ne bir ışık,ne bir gönül rahatlığı..Ne de kendisini huzurla kanatları altına alan bir sığınak..Bu şaşkınlık beşer düşüncesini kıskıvrak sarıp öyle bir hâle getirmişti ki;İnsan ne Allah'ını(c.c) doğru dürüst bulabiliyor,ne de Allah'la arasındaki münasebeti bilebiliyordu..İnsanın Allah'a karşı tutumunun ne olacağını da kavrayamıyordu.Bütün bunların cevabı meçhuldü.Bu körlüğün ,bu şaşkınlığın ve bu ağır kâbusun sıkletinden kendini kurtarıp da kesin bir aydınlığa kavuşamayan,kendini yaratana iman etmediğinden dolayı onun sıfatlarında berraklığa ulaşamayan,vicdanının,ne bu kâinat,ne kendi varlığı,ve ne de varlığıyla alâkalı hayat nizamı hakkında huzur ve sükûna erişmesi mümkündü.
Hakikat,Hakikî'den ayrılmayarak,insanın şah damarından daha yakındır.İnsan ruhu,hakikat olmaksızın,yaşayamaz,hakikatten uzak kalamaz.Bir bakıma bunalım,ruhun hakikatten uzak kalışı daha doğrusu uzak kaldığının bilincine varışından doğar.