Ali Şeriati’nin “İnsan” adlı kitabında, insanın yalnızca fiziksel bir varlık olarak ele alınmadığını, aynı zamanda çift unsurlu bir yaratılışla değerlendirildiğini görüyoruz. Bu yaratılışın bir yönü, insanın maddi kökenine, yani toprağa dayanır. Diğer yönü ise, Tanrı'nın insana ruh üflemesiyle oluşan manevi varlığına işaret eder. Ali Şeriati’ye göre insan, bu özellikleriyle dualist bir yapı sergiler. Bir yanı çamurdan, yani kötülüğü ve maddiyatı içinde barındıran fiziksel yanı, diğer yanı ise Tanrı’nın ruhundan gelen ilahi ve manevi yanıdır. Dolayısıyla insan, içinde Tanrı’ya ait tüm nitelikleri barındıran bir varlık olarak tanımlanır.
Ali Şeriati, insanı incelerken evrende ona dair hangi olgu varsa, onlara da değinmeye çalışır. Bu bağlamda, humanizm, nihilizm, egzistansiyalizm gibi felsefi akımların insan üzerindeki etkilerini tartışır. Bu akımları ele alırken İslam ile bir karşılaştırma yapar ve bu düşünce sistemlerinin insanın doğasına uygun olmayan yönlerine dikkat çeker. Sonuç olarak, Allah’ın insanı dünyaya gönderirken ona İslam’la birlikte evrende yaşayabileceği ve kendini var edebileceği bir sistem sunduğunu savunur.
Ayrıca, Şeriati, Adem’in cennetten kovulmasıyla insanın Tanrı’ya karşı gelme potansiyelinin ortaya çıktığını, yani insanın içinde hem yaratıcı hem de isyankar bir gücün bulunduğunu belirtir. Bu, insana büyük bir sorumluluk yükler; çünkü Allah, insanı yeryüzündeki halifesi olarak görmüş ve insanın amaçsız bir hayat sürmemesi gerektiğini vurgulamıştır.Şeriati, insanın tarihin, coğrafyanın ve ekonominin etkisiyle kendini aramaya ve bulmaya çalıştığını ifade eder. Bu süreçte, çeşitli felsefi akımlar geliştirilse de, hiçbiri İslam kadar insanın özünü doğru bir şekilde yansıtamamıştır. İnsanın kendini bulabilmesi için İslam’ın öğretilerine göre