An Ember In The Ashes serisinin ilk kitabı Küller ve Kor ise beni uzun bir duraklama devrinden adeta hayata döndüren kitaplardan biri oldu. Kitaba tür itibariyle bir distopya diyebiliriz. Sihrin az da olsa egemen olduğu, eskiden lider olan şimdi ise düşük sınıf olarak tanınan Alimler' işkence görüp köleleştirildiği bir evren okuyoruz. Kitap ana karakterlerimizden olan Alim sınıfından Laia'nın abisi Daren'in imparatorluk tarafından en korkunç hapishanelerden birisine gönderilmesi ile başlıyor. Laia ise bu durum karşısında çaresiz kalınca eskiden ailesinin liderlik ettiği Direniş denilen örgüt ile işbirliğine girişip, devletin en soğukkanlı maskeli suikastçilerinin yetiştirildiği okula köle bir ajan olarak yerleşiyor. İşte kitabımız da Laia'nın diğer ana karakterler Elias ve Helene ile karşılaşması ile devam ediyor.
Bu seride ben her ne kadar ilk kitapta kabul etmek istemesem de maalesef ana karakterler dört tane. İlk üç karakterlerimiz ile bu kitapta tanışıyoruz ama asıl dengeyi değiştirecek olan karakterimiz ile ikinci kitapta karşılaşıyoruz. İşte asıl kurgu da bana göre o kısımda başlıyor. İlk kitap, Küller ve Kor ise oluşturulan evrenin inşa sürecini anlatıyor bizlere.
Ben serinin ilk kitabını heyecanla okudum çünkü kurgı açısından aşırı tatmin ediciydi. Mistik olaylar, heyecan ve karakterlerin inşa süreci bana göre yerindeydi. Ancak bir küçük eleştirim var o da, yazarın alışılmışın dışında bir iletişim yaratacağım uğruna karakterlerin ilişki dengesini yok etmesi. Mesafe çok az, ergen yaşta oldukları için saçmalıkları bol. Bu da bir tık keyif kaçırıyor haliyle.
Bunun dışında ben keyifle okudum, özellikle farklı bir kurgu arayan okurlara tavsiyemdir.