Ölüm üzerine düşünmek beni daima gerisin geri aşka götürmüştür. Anlamlı bir biçimde, pek çok arkadaş, yoldaş ve tanışın ölümüne tanık olurken ki bunların çoğu erken ve beklenmedik ölümlerdi, aşkın anlamına daha da fazla kafa yormaya başladım.
Ve aşk bir yerlerde saklanıyorduysa şayet, o yer neresi, ömür boyu bulamayabilirdim. Nereye dönsem sevme isteğini gölgeleyen iktidar büyüsü veya korku terörünü görürken aşkın vaadine inancımı korumam hayli güçtü.
Ara sıra, hücremde yalnız kaldığımda, bütün bunların bir düş olduğu duygusuna kapılıyorum; İstediğim an ayağa kalkabilirim, ellerimi yüzümden çekebilirim ve çevreme özgürlük içinde bakınabilirim, hapishane yalnızca benim içimde diye düşünüyorum.