Adı:
Stiller
Baskı tarihi:
Şubat 2006
Sayfa sayısı:
424
Format:
Karton kapak
ISBN:
9789753635196
Kitabın türü:
Orijinal adı:
Stiller
Çeviri:
İlknur Özdemir
Dil:
Türkçe
Ülke:
Türkiye
Yayınevi:
Yapı Kredi Yayınları
Anatol Ludwig Stiller adlı heykeltraş uzun süredir kayıptır. İsviçre'ye giriş yaparken Mr. White adlı biri tutuklanır, çünkü bu kişinin kayıp Stiller olduğu sanılır. İşin garibi, karısı da dahil tüm yakınları bu kuşkuyu doğrular.
Mr. White bunu kabullenemez tabii; bir başkası olmayı seçebilme özgürlüğünü elinde tutmak ister çünkü. Tutukevinde notlar tutar ve zamanla Stiller'in kimliğine ilgi duyar:
"Dünyanın karşısında, dünyanın çoğunlukta olması ve üstünlüğü karşısında yorulmamak çok güç, bunların doğruluğunu kabul ediyorum. İnsanın yalnızken yaşadığını sandığı şeyleri tek başına, yanında tanık olmadan bilmesi çok güç, asla kanıtlayamayacağım bir bilgiyi taşımam da çok güç."
Stiller, okuyucuyu da "oyuna" katan bir başyapıt.
(Arka Kapak)
424 syf.
"Beni okuma; pişman olacaksın ama yine de sen bilirsin, dilersen..."

Üstesinden gelemediğim olaylar aleyhime tekerrür ediyorlar. Konumlanamıyorum; süspansiyon sistemi dağılmış dört çeker gibiyim. Hakeza yaklaşırsanız sizinkini de dağıtırım!

Mart ayında kapısının önündeki libidinal kedilerin seslerini işitince, kedilere doğru:
"Miyavvv Miyavvv
Tellilerde alıvericem
Ufkufallarda alıvericem"
Diyen teyzeyi ne kadar anladıysam, hayatı da ancak o kadar anlayabildim.

İçimizdeki diğer kişiyle savaşırız ya, ha işte ben onu bazen kanlı canlı görürüm. Başkaları bana zarar verirken montofon gibi böğürür, en büyük kötülüğü kendime yaptığımda ise ses telleri olmayan zürafa gibi dertlerimi geviş getiririm; isteyip de haykıramadıklarım, yuttuklarım, hazımsızlık yapan geçmişte ne varsa mideden ağıza, ağızdan mideye slalom yapa yapa devinim halindedir. Bir alttan, bir üstten yakar.

Amerikan pasaportum var diye her deliğe girebileceğimi düşünürken, binmek istediğim trene bindirilmediğimde agresifleşip görevlinin suratına şamarı indirip, bittabi kodese postalanınca haddizatında altı yıldır kayıp olan heykeltıraş Stiller adında birinin ben sanılmasından mütevellit tutuklandığımı öğrenmemle anlaşılmaz bir mevzunun içine dahledilmem... Hayır, sorun bunlar değil!

Röprodüksiyon çağındayız; gezdiğimiz şehirlerin caddelerini tarif etmemizin orda evvelinde bulunmuşluğumuzu kanıtlamaması, Stiller'ın karısının dahi beni kocası sanması, beni heykeltıraş zannetmesinler diye avluda bir dal parçasıyla kuma şekiller çizmekten bile imtina eder olmam... Yok, yok sorun bunlar da değil!

Stiller'dan bahsetmeden önce karısından bahsedeyim; adı Julikaymış. Tüberküloz hastası bir balerin. Bir süre dans etmemenizin, ışıklı gösterilerden söz açmamanızın, tumturaklı gecelerini insanlığın en büyük olayı olarak görmemenizin pahalıya patladığı bir hayatın, yanılsamanın içinde olmayı seçmiş. Hülasa, akciğerinizin olmamasının bir kıymeti yoktur böyleleri için. Julika'ya doğru çekilmiyor değilim fakat bana Stiller'a olduğu gibi istediğince davranabileceğini düşününce sırf inat olsun diye söylediklerinin tam tersini yapmak istiyorum; bu hissiyatı bilirsiniz. Sonra durduruyorum ama kendimi. "Çünkü inat, gerçek bağımsızlığın tam tersidir." Karşınızdaki kişi sizin bu huyunuzu bilirse istediklerini size yaptırmak için kendisine hiç uygun gelmeyen bir şeyi kendi düşüncesiymiş gibi aktarıp siz her nasıl olsa karşıt görüş belirtirsiniz diye istediklerini yaptırabilir pek ala. Özgür olduğunu düşünürken bir bakmışsın bağımsızlık gidivermiş. Bu suyun kenarında çok dolaşmayın bence. Ne diyorduk? Julika, müteveffaların günlük hayatı etkilemediği bir sanatoryumda kalırken kocası tarafından terk edilmiş, meyusluğa itilmiş.

Bunun kocası sevgi sözcüklerinin arkasına saklanarak şehvet duygusunu Julikada uyandırmaya çalışmış, öpücüklerinin altında onu eritemeyince ona uzun zamandır aşık olan birinin kucağına itmek için ikisi arasındaki ilk buluşmayı dahi ayarlayacak kadar ileri gitmiş. (Bundan evvel, unutmadan söyliyeyim, kocası tüm doğada insan cinsi dışında hiçbir dişi yaratığın orgazm yaşamadığına ilişkin bir imada bulununca Julika kırılmış tabii. Sen hayvan mısın diyor anlayacağınız.) E bu kadarı fazla ama değil mi? İstediklerini alamadığı için onun kadın olup olmadığını denemek istedi heralde. Yook, itildiği kucağa oturmadı Julika ama... Tüberküloz olan birinin dünyaya çocuk getirmek istememesi anlaşılabilir. Sadece bu psikoloji bile onu birazcık frijitliğe itmiş olabilir. Julika'yı hayatları, duruşları her ne kadar farklı olsa da İklimler 'in Isabelle'i gibi sevdim. Bilmiyorum neden?

Şimdi de araya ipi kopmuş bir evlilik koyayım, şöyle ki, Evlilikte serbestlik(!) ne anlama geliyor? Bir erkeğin karısını özgür bırakması yücegönüllülük müdür? Kadın "Ben serbestlik istemiyorum, ben kocamın gözünde 'herhangi bir' kadın olmak istemiyorum." demesine mukabil onu başıboşluğa sevk edersen ne olur? Bu adamın yaptığına ne demeli? Maskaralık? Yetmedi mi? Sen peşkeşçi dersin, öbürü godoş der, ben de dasnik derim...

Ve Stiller..."kendisi olmak istemiyor. Kişiliği oturmamış; bu yüzden köktenciliğe eğilimli. Zekası vasat, ancak kesinlikle işlenmemiş, fikirlerine güveniyor, zekasına özen göstermiyor, çünkü zeka insanı karar vermeye zorlar. Zaman zaman korkak olmakla suçluyor kendini, sonra birtakım kararlar alıyor ama uymuyor bunlara. Kendi kendisini kabullenmeyen hemen hemen herkes gibi o da bir ahlakçı. Bir savaşçı olduğunu kendi kendisine kanıtlamak için bazen gereksiz tehlikelere atılıyor, ya da ölüm tehlikesine giriyor. Hayalgücü çok geniş. Kendisinden aşırı şeyler beklediği için klasik aşağılık korkusu içinde, borçlu kalma biçimindeki temel duygusunu da bir derinlik, hatta dindarlık olarak görür. Sevimli bir insandır, çekicidir, kavga etmez. Eğer çekiciliği işe yaramazsa, kendini hüznün kollarına bırakır. Samimi olmak ister. Samimi olmak için duyduğu o dindirilmez arzu, başkalarında olduğu gibi onda da bir tür yalancılıktan kaynaklanmaktadır. Zaman zaman öyle içten davranır ki, nerdeyse dışavurumcu olur, kafasındaki tek düşünce özellikle samimi davranmak, başkalarından daha samimi olmak ve böylece bir noktayı, can alıcı noktayı aşabilmektir. Bu noktanın, bu kara deliğin tam yerini bilmez, o hep vardır, olmasa bile yine de korkar ondan. Sürekli beklentiler içinde yaşar. Her şeyi sallantıda bırakmaktan hoşlanır. Nerede bulunurlarsa bulunsunlar, akıllarına başka yerlerin de ne kadar güzel olduğu düşüncesi gelmeden edemeyen türde insanlardandır. Bulunduğu andan, en azından ruhsal bakımdan, uzak durur. Yaz mevsiminden hoşlanmaz, sonbaharı, alacakaranlığı, hüznü sever, bağlandığı ilke geçiciliktir. Kadınlar onun yanındayken kolaylıkla anlaşıldıkları duygusuna kapılırlar. Erkekler arasında pek dostu yoktur. Erkeklerin arasındayken kendini bir erkek gibi duyumsamaz. Ancak yetersiz olmak konusundaki temel korkusu yüzünden kadınlardan da korkmaktadır. Elinde tutabileceğinden fazlasını fetheder, kadın arkadaşı onun sınırlarını sezdiği anda bütün cesaretini yitirir; olduğu gibi sevilmeye hazır değildir, beceremez bunu, bu yüzden de kendisini yürekten seven her kadını elinde olmadan ihmal eder, eğer o kadının sevgisini ciddiye alırsa, bunun sonucu olarak kendini olduğu gibi kabullenmek zorunda kalacaktır, ama buna hiç istekli değildir!" Yeteeerrrrrr. Terledim ha! Avrupa Yakası'nın Dilber halası gibiyim zaar...

Bir dakika! Yine de bir kere olumsuzlama yapayım da içimde kalmasın: Ben Stiller değiiiilliiiim! Hapisteki pezevengin mütemadiyen namustan dem vurmasına benzetmeyin söylediklerimi, istirham ediyorum! "Öldürme güdülerimi C. G. Jung'dan, kıskançlığı Marcel Proust'tan, İspanya'yı Hemingway'den, Paris'i Ernst Jünger'den, İsviçre'yi Mark Twain'den, Meksika'yı Graham Green'den, ölüm korkumu Bernanos'tan ve hiçbir yere varamamamı Kafka'dan ve geri kalan her tür şeyi Thomas Mann'dan öğrenmediğimi, lanet olsun, avukatıma nasıl kanıtlayabilirim?" Ben onların Stiller'i değilim! Aslında beni sadece Julika'nın başkalarıyla karıştırmaması yeterdi... Ehvenişer!

Bağımsızlığa bilinçli tercih diyen de var, onaylanmış bir kısıtlama diyen de. Zira bir evren yaratarsın kendine; dışına çıkınca özgürlüğün elden gidecek gibi gelir sana. Ya da  #44458860 Yeğlemek senin. Tefsirini sen yap. Kim olduğuma ben bile karar veremezken, benimle ilgisi olmayan biri gibi rol yaparak teslim mi olmam gerekiyor özgür olabilmem için? Bakacağız... Ortadan kalktığına kani olduğumuz tercihler bir yanılsama olabiliyor bazen. Let the begin Parçalanma...

Kitabın epigrafı ile sahneden çekilmek isterim. Kierkegaard oğlan der ki:
"Bak, kendini seçmek işte bu yüzden çok zordur; çünkü bu seçimde mutlak soyutlanma ile en koyu süreklilik arasında hiçbir fark yoktur; çünkü bu seçimi yaparken, bir başka şey olmak, daha doğrusu kendimizi bir başka şeye dönüştürmek yolundaki tüm olanaklar ortadan kalkar."

Yazdıklarım kabız ettiyse laksatif,
Sakinleşmeye ihtiyacınız varsa sedatif önerir
Hepinizi alter egolarınızdan öperim!
424 syf.
·Puan vermedi
İki kişiyi birbirine bağlayan bir boşluk tanımı yapmak kolay değildir. Genelde iki kişiyi bağlayan başka bir şey olduğu düşünülür. Oysa o boşluk etrafında elele tutma ihtimali birbirimize bağlıyor bizi belki de. Tanımsız bir boşluk, içine onu bunu soktuğumuz, eşyanın tüm var oluş biçimlerini koyduğumuz ve asla dolmayan boşluk.
Bir şeyi anlatmak için daima birkaç çıkış noktası ararız. Kendimizi tanımlarken bile bu böyledir. Çünkü sınır tanıma çizgisi olması yanında temas noktasıdır. Birbirine deyip duran çizgiler birbirini kesen çizgiler birbirini yok eden çizgiler. Elbette bir gerçeklik zemini ararız bu sınırları çekerken. Kendimizi anlatmanın bir yolunu aramak da bulardan biridir:

“İnsan her şeyi anlatabilir, yalnız gerçek yaşamını anlatamaz;-bizi arkadaşlarımızın bizi gördükleri ve yansıttıkları gibi kalmaya mahkum eden, bu olanaksızlıktır işte; o dostlar ki beni tanıdıklarını ileri sürerler, kendilerini arkadaşım olarak tanıtırlar, değişmeme asla izin vermezler ve sırf “seni tanıyorum” diyebilmek için (anlatamadığım, dile getiremediğim kanıtlayamadığım) her mucizeyi berbat ederler.”

Kendimizi anlatmak yanında herkesin etrafında ruhunda oluşan boşluklara basmadan ilerlemek zordur. Bu boşluk ikili ilişkilerde de hep vardır var olacaktır. Ben ve sen olmak zor iştir vesselam:

“Her ben , dolaylı bir şekilde bir seni anlatış, bir senden yakınıştır.
Çünkü benim yerim seninle onun arasındadır.
Ve o değildir bana yakın olan, sensin.
Ben ben olsam dilbilgisi kitaplarındaki tekil şahıs zamirlerini şu
sıraya göre düzenlerdim.
Sen, ben, o!
Başta sen gelir, çünkü ben diye bir şey yok sen olmadıkça.
Her ben, ben'liğini sen'le anlar.” Behçet Necatigil.

Oysa ilk temas ne kadar güzeldir ne kadar naif bir başkadır ilk dokunuş ilk öpüş. Bir boşluğu doldurma hissidir. Mesela kollarının arasındaki boşluk dolunca kucak olur. Gamzenin kenarına tutununca güzel olur. Avuç ancak bir başka yanakla dolunca sıcak olur; oysa kendi yanağı ile dolu bir boşluk sıkıntılıdır ya da düşünceli ya da üzgündür. Kişisel gelişimin belki de en önemli başlangıcıdır ikili ilişki anne ile başlayan.

“İlk yaklaşmanın verdiği bu ürperti harika bir şeydir hep, dünyanın üstünden sihirli bir değnek geçer gibi olur, dünya sanki boşlukta süzülür, alçak sesle söylenmiş ama her sesi bastıran bir şey gibidir. Hiç düşünmeden, bu beklenmedik mutluluktan başım dönerek, ona hafifçe dokunuşun dışında neredeyse hiçbir şey algılamadan, elimi onun omzuna koydum. O ilki “sen” sözcüğüne alışana kadar, o sözcüğün artık özel bir tınısı kalmayana kadar, mutluluk dolu bir an boyu, insan kendini herkesle kardeş gibi görüyor, hatta Viski getiren garsonlar bile; dünya yüzünde asla iki yüzlüleye gerek yok diye bir duyguya kapılıyorsunz, huzur dolu bir coşku sarıyor içinizi. İçinde bulunduğunuz hapishaneyle eğleniyorsunuz!”

Oysa insanlar bu ilk an ilk heyecandan sonra bir kalıba sokuyor karşısındakini. Başka biri oluyor ya da asla karşısındakine sormadan bir başka sen yaratıyor boşluğun kenarında. Özgür ifade ettiğini sanırsın kendini kendini özgürce ifade ettiğini ya da. Oysa farklı bir tecelli vuku bulmuştur ister istemez.

“Kendimden başka biri olmadığıma çevremi inandırmaya çalıştığım sürece, doğal olarak yanlış anlaşılmaktan korkarım, bu korku yüzünden o çevrenin tutsağı olurum… İnsan, yorumunun tamamen dışında olan mutlak bir merci olduğuna emin olmadıkça, mutlak gerçek diye bir şeyin var olduğuna emin olmadıkça, özgürlüğe ulaşabileceğimizi asla düşünemem.”

Kişi özgür bir boşluğun sarkaçında gidip gelirken bir sürü insanla tanışır. Hayatına bir sürü insan sokar çıkarır bunlar bizi biz yapan geçmişin birer parçasıdır. Biz olmaktan vaz geçene kadar elbette. Peki ne zaman vazgeçeriz biz olmaktan kırılma anı nedir bilinnez ama bir çok belirti vardır bu noktaya gelinceye kadar:

“Susan kişi suskun sayılmaz. Susan kişi kim olmadığının farkında bile değildir.”

Susmak belki de bir kırılma anıdır, bir başkangıç bir sürü denemenin ilk adımı. Kendini tanımaya başlamanın ilk adımı ve bu daima yetmez:

“İnsanın o güne kadar olan yaşamına yavaş yavaş ya da ansızın yabancılaştıran şey, kendini tanımasıdır ve bu tanıma ilk adımdır, atılması zorunludur, ama kesinlikle yeterli değildir. Tam da bu adımı atıp kalan salt kendini tanımanın verdiği melankoliyle yetinen ve bu kandini tanımaya olgunluk süsü veren ne çok insan tarırız!”

Yavaş bir süreçtir bu bir sürü acı kaynağı belki de en çok da bir vazgeçme sürecidir etrafınızdan kendini soyutlama ve en yakınına bile bir “yabancılaşma” süreci. Acı insanı daima pozitif etkilemez boşlukta sallanırken oluşan acı bazen katlanılmaz bir hal alır:

“İntihar bir yanılsamadır. Anlam şu ki: Boşluğun beni taşıyacağına güvenerek uçmak zorunda olmak, yani kanatsız olarak atlamak, öylece boşluğa atlamak, hiç yaşanmamış bir hayata, ihmal yüzünden işlenen suça atlamak, beni taşıyabilen tek gerçek şey olan boşluğa atlamak...”

Boşluğa atlamazsında kafana bir kurşun sıkarsın bazen. Ama hedefi bulmaz o kurşun. Yan etkisi ise geçmişini kaybetmek olur. Çekip gitmek yetmemiştir çünkü sevdiğin “yüce” varlıktan kopmak için. Sevginin yüce nesnesi seni yerden yere vurur kendi suskunluğu ve boşluğu ile. Birilerinden önce sen onu yanlış anlamış yanlış bir yere koymuşsundur. Susması ve seni sevmesi yalnızca sevip değer vermesi bile tatmin etmez seni. Çünkü başlangıç yanlıştır gerçeklik zeminin hatalıdır. Kendini tanımıyorsundur. Kendini tanımaya başladığın anda başlar yabancılaşma kendine ve sevginin yüce nesnesine.
Kendi olmayı inkar eden bir adamın öyküsü bu uzun bir kayboluş ve inkar öyküsü her ayrıntısını geriye dönüp hatırladığın fakat bunlara dışardan baktığını düşündüğün anların öyküsü. Kendinle hesaplaşmanın öyküsü uzun ve yorucu bir yol öyküsü. Amnezik bir hikayeyi sonradan parça parça gözyaşı ve acı ile tamamlama öyküsü. Kimin gerçek kimin hayal olduğunu anlarken yaşadığın tüm zorlukların uzun bir manzumesi.
Keyifli okumalar!
Her şey hayat sözcüğünden ne anladığınıza bağlı!
Gerçek bir hayat, sararmış bir albümde değil de yaşayan bir şeyde biriken bir hayattır..
Öldürmemek için kaçtım ve öğrendim ki, zaten kaçmaya kalkışmam öldürmenin ta kendisiymiş..
Bir insanı, ya da en azından onun ruhunu öldürmenin çeşitli yolları vardır, bunu dünyadaki hiçbir polis anlayamaz.

Bunun için bir tek söz yeter, doğru anda açık yürekli olmak yeter.

Bir gülümseme yeter..

Kitabın basım bilgileri

Adı:
Stiller
Baskı tarihi:
Şubat 2006
Sayfa sayısı:
424
Format:
Karton kapak
ISBN:
9789753635196
Kitabın türü:
Orijinal adı:
Stiller
Çeviri:
İlknur Özdemir
Dil:
Türkçe
Ülke:
Türkiye
Yayınevi:
Yapı Kredi Yayınları
Anatol Ludwig Stiller adlı heykeltraş uzun süredir kayıptır. İsviçre'ye giriş yaparken Mr. White adlı biri tutuklanır, çünkü bu kişinin kayıp Stiller olduğu sanılır. İşin garibi, karısı da dahil tüm yakınları bu kuşkuyu doğrular.
Mr. White bunu kabullenemez tabii; bir başkası olmayı seçebilme özgürlüğünü elinde tutmak ister çünkü. Tutukevinde notlar tutar ve zamanla Stiller'in kimliğine ilgi duyar:
"Dünyanın karşısında, dünyanın çoğunlukta olması ve üstünlüğü karşısında yorulmamak çok güç, bunların doğruluğunu kabul ediyorum. İnsanın yalnızken yaşadığını sandığı şeyleri tek başına, yanında tanık olmadan bilmesi çok güç, asla kanıtlayamayacağım bir bilgiyi taşımam da çok güç."
Stiller, okuyucuyu da "oyuna" katan bir başyapıt.
(Arka Kapak)

Kitabı okuyanlar 22 okur

  • pina
  • Liliyar
  • Ömer aydemir
  • Diary of Last Man Existed
  • Ferman Çapan
  • Havva
  • Kübra Akbulut
  • Hale ALTUN
  • Marina H.
  • Malina

Kitap istatistikleri

Okur puanlamaları

10
%42.9 (3)
9
%28.6 (2)
8
%14.3 (1)
7
%0
6
%0
5
%14.3 (1)
4
%0
3
%0
2
%0
1
%0