Herkesin bir Feride'si vardır bilmez miyim. Herkesin bir ayakkabısı gibi bir de şarkısı. Herkesin bir kimsesi vardır ben bilmez miyim; bir de kimsesizliği..
Yılmaz'ın Feride'sini herkes okumalı..
Bazı hikâyeler tam tahmin ettiğin gibi ilerler. Bazılarıysa son sayfada tüm bildiklerini sorgulatır. 🤯
Ters köşeleri seviyorsan, seni sonuna kadar merakta bırakacak 3 kitap önerisini keşfetmeye hazır ol!
İnsan davranışlarının altında yatan gerçek nedeni bilmek kadar rahatlatıcı bir şey yoktur. Öfke, sevinç, ihanet, sadakat, cesaret, korku... her birinin tarihten, doğadan, kişisel geçmişimizden ya da toplumsal etkilerden veya kültürden kaynaklanan nedenleri vardır. Durup dururken, mucizevi şekilde yoktan var olmazlar. İnsanı anlayabilmenin yolu işte bu nedenleri anlamaktan geçer. Hikayesini bilmediğiniz insanı anlayamazsınız, anlamadığınız insanı sevemezsiniz.
°Zulüm hiçbir zaman bitmiyor, sadece şekil değiştiriyor.
Ölümü ve hayatı düşünüyor Mahmut Han o gece sabaha kadar du insanları, şu dağlardan, ovalardan kopup gelen kalabal düşünüyordu. Bunlar bir erkek ve bir kadının mutluluğu k buraya toplanmışlardı. Dışardan bakınca öyle görünüyord Ama bunun altında çok şey vardı. Inanılmaz bir öfke vard Yuz bin yılın başkaldırma duygusu vardı. Şu konuşmayan, k pırdamayan öfke... Bir delikanlıyla bir kızın sevdasını bahane eden öfke... Gittikçe zaman bozuluyor ve halk azıtıyor. Bugün benim sarayımın kapısını tutarlar kız bahanesiyle, yarın Istan bul şehrini doldurur Padişahın sarayının kapısını tutarlar ba ka bir bahaneyle. Vakt erişti gibime gelir. Şu halka bir çare bu lamazsak hepimizin kellesi gider. Yarın zulmü bahane ederler, öbürsü gün vergiyi, öbürsü gün sarayımızı, öbürsü gün ekme gi... Ve birikirler birikirler... Yüz bin yılın öfkesi ve de acısıyla Şimdiki gibi sessiz birikirler. Ve bu kalabalığa güç yetmez. On larla ordular, bir dünya kadar ordu olsa başa çıkamaz. Bunlar bir araya gelmeyegörsünler, önüne geçilemez. Bir çare, bunlan bir araya getirmemek için bir çare...(syf, 106)
......!
.. Çünkü çocukların tertemiz birer melek oldukları konusunda, yanlış olduğu kadar da yaygın bir inanış vardır. Oysa kendi çocukluğuna ve yakından tanıdığı çocuklara duygusallıktan arınmış gerçekçi bir gözle bakabilenler, çocukların küçük birer melek değil, tıpkı yetişkinler gibi bir insan olduğunu bilirler. İnsanlarda ise, ister büyük İster küçük olsunlar, hem iyi hem kötü içgüdüler vardır. Anayla baba ve eğitim kurumları, çocuğu olumlu biçimde etkilemeye, iyiye yönelen içgüdülerini geliştirip kötü yönelen içgüdülerini engellemeye çalışırlar. Uygarlığın amacı da budur aslında. Bu uygarlık süresi içinde en büyük görev topluma düşer.
°Tanrı kimseyi insanın düştü yere düşürmesin, İnsanoğlu bezirgan olduktan sonra her şeyi alıp sattıktan sonra, insan olmaktan da çıktı. Yüreği alıp sattığı insanoğlu, yürek, yüreklikten çıktı. Aşkı, sevgiyi, dostluğu, kardeşliği, barışı, arkadaşlığı, kandaki sıcaklığı, güzelliği alıp sattığı İnsanoğlu, İnsanoğlu insanlıktan çıktı, oburlaştı. Biriktirme hastalığına tutuldu.
°En baştaki sorun di,' dedi Sultan. Bunu unutmayın,ilk önce dillerini unutup karıncalıktan çıkacaklar, fil olmak için can atacaklar. Durmadan fiillere öykünecekler. Her karıncanın içinde bir fil padişahı yatacak. Karıncaların kellelerini kesmektense, dillerini kesmek daha doğrudur. Anladınız mı dediğimi?
°Ilk işimiz karıncalara filceyi öğretmek olacak. Karıncaların kendi dilleri yoktur,varsa da yetersizdir, anladın mı? Varsa da üç beş sözcüktür. Üç beş sözcükle de bu dünyada yaşanmaz. Dünyada tek bir dil vardı o da fil dilidir.