Tarih boyunca, ne ehl-i küfr, ne de ehl-i imân değişmiştir. Dün müminleri ateşe atarak Nemrut'laşan, Müslüman oldular diye onların ellerini, ayaklarını çaprazlama kesip Firavunlaşan, Allah'ın dinini tebliğ etti diye onu testerelerle biçip zalimleşen ne ise; günümüzde dahi dünyanın çeşitli yerlerinde, 'İslâm'ı istiyorlar' diye Müslümanları zindanlara dolduran, ya da onları idam sehpalarına çıkaranlar da, aynı zihniyetin, aynı dinin müntesipleridirler... İsterse, Müslümanlara karşı bu eylemleri sürdürenlerin adı Ahmed olsun, Mehmed olsun, Kemâl olsun, İhsan olsun, Kenan olsun! ..
İşte Allahu Te'âlâ, bu şekilde insanları ezen, keyifleri ve rejimleri uğrunda onlara her türlü işkenceyi yapan bu despotların, firavunların, nemrutların, kralların, sultanların, generallerin, ya da Kur'an'ın tabiriyle Cunûd'un, bu şekilde güttükleri küfr ve isyân rejimlerine son vermek ve insanlara kul olmaktan kurtarmaları için Peygamberler göndermiştir ki, bunların sonuncusu Hz. Muhammed (s.a.s)'dir.
İnsanlık tarihi incelendiğinde açıkça görülecektir ki, Allah'ın görevlendirdiği bu Peygamberlere ve onların ümmetlerine en fazla karşı çıkanlar, menfaatleri ve sömürü düzenleri tehlikeye düşen devletlerdir; bu devletleri yönetenlerdir. Çünkü kendilerini "lâ yus'el” (sorumsuz) sanan ve insanları diledikleri gibi yöneten; diledikderi kanunu değiştirip, yerine canlarının istediğini koyan bu despotlara karşı, peygamberler şöyle haykırıyorlardı hayatları pahasına:
"Hüküm koymak, kanun koymak hakkı size ait değil, Allah'a aittir!” Yâni Allah, kendisinin yaratmış olduğu insana, bir başka insanın kanunlar uydurarak, bu kanunları mesned alıp, zulüm ve işkence yapmasına, asla müsaade etmiyor. Çünkü Allah şöyle buyuruyor:
"Beşerden hiçbir kimse, Allah kendisine Kitab'ı, (Allah'ın emretfiğiyle) hükmetmeyi ve