Hiçbirimiz hiçbirimizin, geceleri kendi kendine gülen çocuk saflığıyla, ne düşlediğini, ne duyumsadığını asla bilemeyiz.
Anlatılmalı. Değilse, yazılmalı.
İşte böyle. Okumak; başkasının gördüğü düşe, onun uydurmalarına ortak olmak, ona dostça inanmak, onun gösterdiği yere birlikte yürümek, emek vermektir onunla bir düşe. Bunu beceremeyenler, mızıkçılık edenler, üşengeçlik gösterenler, yalanı ciddiye almayanlar otursunlar oturdukları yerde. Kendi inanacakları düşler varsa onlara dalsınlar, kitabı elden bırakıp. Kör kör baksınlar dünyaya ya da "Evet, evet görülüyor." demek yerine.
Gün gelir, bugün büyük bir tutkuyla yaptıklarından, "Ne delilikti ama!" diye söz edersin. Kişi son kertede delilikleriyle övünür, usluluklar gelmez dile.
Yazarlığım "Allah vergisi" değil, yaşayıp okuyarak edindiğim kazanımların bir vergisi.
Biraz daha açayım: Benim yazarlığım okurluğumun bir uzantısı. Yazarlık değirmenimin suyu okurluk deremden geliyor. O yüzden herhangi bir şey yazabilmek için kırk dereden su getirmem gerek.