Siyah Lale, 17. yüzyılın Hollanda'sında başlayan ve 14 sene süren lale çılgınlığı döneminden esinlenerek yazılmış bir eserdir. 1600'lerin ortalarında 'kırık lale' olarak da adlandırılan, mozaik virüslü bir lale insanların dikkatini çekti. Karışık ve hoş renkleriyle diğer lalelerden ayrılan bu güzel çiçek lale balonu dediğimiz ilk ekonomik balonun oluşmasına neden oldu. Öyle ki artık bir laleye sahip olmak statü sahibi olmak anlamına geliyordu. Mackay'a göre sadece bir lale soğanı alabilmek için evlerini satan insanlar bile vardı. Düşünün, bir lale soğanı ile ev alabiliyorsunuz. Hikayemiz, vatan haini olarak ilan edilen Cornelis'in, Hollanda başbakanı olan kardeşi Johan Witt'in onu öfkeden delirmiş halkın elinden kurtarmaya çalışmasıyla başlıyor. İkili, arabacı ile sınır kapısına kadar gidebilmiş olsa da kapıların kilitli olması nedeniyle Ülkeden ayrılamıyor ve öfkeli halkla yüzleşmek durumunda kalıyorlar. Witt kardeşler halk tarafından canlı canlı yeniliyor, daha aşağılık olanlar ise Witt kardeşlerin organlarını satıyorlar. Ama asıl hikaye, Cornelis'in vaftiz oğlu Van Bearlee'nin, lalelerini kıskanan komşusu Boxtel tarafından şikayet edilerek giyotine götürülmesiyle başlıyor. Kıskançlık bir insanı ne kadar ileri götürebilir? Ne kadar çirkinleştirebilir? Romanda bunu okuyoruz. Çok severek okuduğum bir romanda ve utanarak söylüyorum ki yazarın okuduğum ilk romanıdır bu eser :') yazarın dilini çok sevdim. Çiçeklere ilgim olmadığı halde kitabı okuduğumdan beri laleleri araştırıyorum. Yazarın diğer romanlarını da en kısa zamanda okumayı düşünüyorum.