Eğitim gibi büyük bir başlığı okul gibi tek bir kuruma indirgediğimiz için aklımıza sonsuz ihtimalli öğrenme süreçlerinin hiçbiri gelmiyor. Okula gittiğimiz ve ömrümüzün önemli bir bölümünde okuldan bağımsız düşünmediğimiz için başka ihtimaller olduğunu bilmiyoruz. Ve her şeyi ticaret cinsinden algıladığımız için sonuçlar üzerinden düşünmüyoruz.
Bazı hikâyeler tam tahmin ettiğin gibi ilerler. Bazılarıysa son sayfada tüm bildiklerini sorgulatır. 🤯
Ters köşeleri seviyorsan, seni sonuna kadar merakta bırakacak 3 kitap önerisini keşfetmeye hazır ol!
İşçi de olsa, doktor da olsa okuldan çıkan bir kişinin talepleri bellidir. Herkes kendi yaşam seviyesine göre harcama yapmakta ve böylece sonunda tüm toplum sınırda yaşamaktadır. Herkesin maaşı kendine anca yetmekte ve hiçbir şeyin taksidi bitmeden alınacak yeni şeyler ortaya çıkmaktadır. Sonuçta eğitim görmüş insanlar bağımsız düşünme, entellektüel birikime sahip olma, insan olmanın ayırt edici özelliklerini kullanma, ruhsal dinginliğe ulaşma, zekâsını insanlık yararına kullanma gibi şeylerden mahrum olduğunu bile bilmeden yaşarlar.
Yanılsamayla yüz yüze gelmeden yaşayanlar ve bu yüzden yaşamlarını kendilerine ait bir şeymiş gibi hissedenler bu çizginin varlığından habersizdir. Ama orada bir yaşam alanı olduğunu bilenler, gerçeğin hiç de göründüğü gibi olmadığını öğrenirler. Çünkü bu çizgi düşle gerçeği birbirinden ayırmakla kalmaz, aynı zamanda onları birbirine bağlar. İnanılması güç bir durumdur bu. Bir şey yaşarsınız ama aslında yaşadığınız başka bir şeydir. Hıçkırarak ağlarsınız ama aslında kahkahalar atmışsınızdır. Sevgi, mutluluk, zafer, hepsi birer yanılsamadır. Yaşam kurgudur, gerçek düştür. Yalnızca inancınızla biçimlenen bir avuç hamur. Neye inanıyorsanız, gerçek odur.
Bir işi düzenlemenin, insanları yönetmenin baştan çıkarıcı soluğunun sıcaklığını hissetmeyi kim istemez ki? İstemese de, o soluğu hissedince kim baştan çıkmaz ki?
O gün amcamla birlikte babamın mezarına gitmiştik. Bayram olduğu için mezarlık kalabalıktı. Çiçek dikenler, çiçek sulayanlar, parayla dua okutanlar, birbirleriyle nedense fısıldaşarak konuşuyorlardı. Dua okuyanların tiz perdeden yükselen sesleri, tuhaf bir biçimde açığa çıkıyordu böylece. Sanki orada bulunanların Tanrı'yla ve ölüleriyle yüzleşecek güçleri yoktu da, bu işi din adamlarına yaptırıyorlardı.