Hüseyin Cahit

Dört yüz davetliden biri olarak özel şoförle saraya vardığımda, modanın her şeyden önce müthiş bir hayal üreticisi ve satıcısı olduğunu idrak ettim. "Günaydın!" diyebilirsiniz. Editörlük yaptığım için bunun bal gibi bilincindeydim aslında. Fakat bilincinde olmakla, idrak etmek aynı şey değildi. İlk kez böylesi bir görkemle karşılaşıyordum. Hem hayal gücünün uçsuz bucaksızlığını hem de hayal edileni gerçeğe dönüştürme konusunda sınırsız maddi imkanın yapabileceklerini görüyordum
Reklam
Elizabeth Wilson'a kalırsa, kadınların pantolon giymelerinin yaygınlaşması, 20. yüzyıl modasının en kayda değer gelişmeleri arasındadır. "Batı’daki kadınların bacakları yüzyıllar boyunca eteklerin altına gizlendi. Pantolon, sadece aktrisler, akrobatlar ve ahlakına güven olmayanlar tarafından giyilirdi. Ne gariptir ki, Müslüman toplumlarda kadınlar pantolon, erkekler de rop giyerlerdi. Oysa Batı'da 1900'lere kadar, çalışan kadınlar, genelde ağır işlerde çalışan işçi kadınlar ve eğlence sektöründekiler pantolon giyer; bacaklarını gösterirlerdi. Hoş, bunu yaptıklarında da ahlaklarından şüphe edilirdi. ( ... ) Kadınlar için pantolon, İkinci Dünya Savaşı'ndan epey sonraya kadar sadece plajda, spor alanında veya aylak zamanlarında giyildiğinde saygın giyimden sayıldı."
H&M'in kreatif danışmanı Margareta Van Den Bosch'a sorarsanız, işbirlikleriyle sadece satış yapma amacı gütmüyor, aynı zamanda insanları moda konusunda bilinçlendiriyorlar. "Modayı geniş kitlelerin erişimine açıyoruz. Derdimiz bu kitleleri giydirmekten çok, onlara moda bilincini aşılamak." Bu söylediklerinin meali şu: Hepinizin lüks markalara ulaşamadığını biliyoruz. Onların ürünlerini sabrı alamıyorsanız dert etmeyin. H&M, modayı demokratikleştirme kılıfında size yeni arzu nesneleri, alışveriş bahaneleri üretmekten asla vazgeçmez.
Gelgeç trendleri, moda dünyasının bugüne kadar gördüğü en müthiş süratle yorumlayıp üretmeleri ve piyasaya sürmeleriyle kocaman bir devridaim makinesinden farksızlar. Dünyanın 96 ülkesinde 2.251 mağazası bulunan, lüks markaların tasarımlarını ustalıkla "klonlayan" Zara, makinenin en hararetli işleyen çarklarından. Haftada iki kez yeni ürünlerin girdiği Zara mağazalarında kıyafetlerin raf ömrü o kadar kısa ki! 1997-2005 yılları arasında markanın bağlı bulunduğu Inditex grubunun CEO'su olan, beğendiğiniz ürün göz açıp kapayıncaya kadar tükenebilir mantalitesini Zara'ya yerleştiren Jose Mario Castellano, "Bu sektörün can damarı, ürünün askıda kalma süresini kısa tutarak, müşteri ilgisini her daim taze tutmaktır. Modada stok fazlası, yiyeceklerle aynı kaderi paylaşır. Çok durdular mı, tazeliklerinden kaybedip bozuluverirler," dememiş boşuna. Anlayacağınız, bizim bir heves aldığımız gömlekler, tişörtler, kazaklar, kot pantolonlar, taytlar ve daha niceleri, büyük şirket yöneticilerinin nazarında günlük süte denk.
Gentlemen Prefer Blondes [Erkekler Sarışınları Sever] filminde, Marilyn Monroe'nun canlandırdığı karakter, bir hanımefendinin, ayaklarının acıdığını asla itiraf etmediğini söyler. Halbuki biz itiraf etsek ne olur, etmesek ne olur? Topuklu giydiğimizde çantalarımızda taşıdığımız tüy gibi babetleri çıkarıp ayağımıza geçirdiğimiz anda kendimizi ele vermiş oluruz zaten.
Reklam