Kitaplar olmaksızın medeniyetin gelişmesi imkansız olurdu. Onlar değişimin omurgası, dünyaya açılan pencerelerdir, şairin söylediği gibi, "Zaman denizinde inşa edilen deniz fenerleridir." Onlar yoldaştır, sihirbazdır, aklın hazinelerinin sarrafıdır, kitaplar basılı insanlıktır.
Heidelberg Üniversitesi Sosyalist Hastalar Kolektifi'nin Bir Silah Olarak Hastalık'ta (1972) dediği gibi, ''sağlık tamamen burjuva bir kavramdır.'' Kapitalist sömürü koşulları altında sağlıklı ilan edilmek, ''çalışmaya uygun'' ilan edilmekten başka bir şey ifade etmez, ki bu da polis erkinin başlıca tesis edilme sebebidir. ''Hastalığın'' her zaman tıbbi olduğu kadar ahlaki ve politik içerimlerinin olmasının sebebi, ''sağlığın'' da aynı şekilde ahlaki ve politik içerimlere sahip olmasıdır. Eğer Illich'in Sağlığın Gaspı'nda söylediği gibi sağlık toplumsal bir senaryodaki bir performanssa, bu senaryoyu bizim için yazan sermayedir. Oyun dışında kalanlarsa, sermaye ve devletin virüse kurban etmeye açıkça hazır olduklarıdır: yaşlılar, bakım evlerinde ve akıl hastanelerinde kalanlar, hapishanedekiler ve ''başka sağlık sorunları'' nedeniyle ''savunmasız'' olan ırksal ve etnik azınlıklar.
Sanat, slogandır. ''Bir şey'' söylemek zorundadır. Söylediğiyle, karşısındaki kişide ''bir iz'' bırakmak zorundadır. Sanat, üretim güçlerindeki ''toplumsal motor''un sesini duymak zorundadır. Motor, o an çalışmıyor görünse de. Sanat, çıkarsamalar, geleceğe dönük ışıklar yakmak zorundadır. Bu eyleminde, bilimi de, felsefeyi de aşmak zorundadır. Onların bir çömezi durumuna düşmemek zorundadır. Sanat, ''yanlış bir şey ya da hiçbir şey'' iletmek ile, ''politikanın, bilim ve felsefenin bir çömezi olma'' ikilemi arasında, şimdiye ve geleceğe kendine özgü ışığını tutmak, geniş anlamda bir slogan içermek zorundadır. Çünkü Lenin'in bilinç için söylediği, sanatçının bilinci için de geçerlidir: ''Bilinç gerçekliği yansıtmakla kalmaz, onu yaratır da.''