"Anlarsınız ya, bir adam her şeyden önce genç ve deneyimsiz olan; bir de mağara adamı geleneğiyle eğitilmiş, şiir ile aşk hikâyelerinin ortasında, dile getirilmeyen bütün umudu ve ilgisi tek bir hadiseye odaklanmış olan; dahası anmaya değer başka hiçbir umudu ya da ilgisi olmayan bir kızı seviyorsa... eh, cüretkâr bir saldırıyla onun ayaklarını yerden kesmek görece kolaydır."
"Sizin için bir hiç olarak burada kalabileceğimi mi sanıyorsunuz? Benim bir otomat-duyguları olmayan bir makine- olduğumu mu sanıyorsunuz? Bana can verecek ekmek lokmasının ağzımdan alınmasına, bana can verecek suyun kupamdan çalınmasına dayanabilir miyim? Yoksul, silik, gösterişsiz ve ufak tefek olduğum için ruhsuz ve kalpsiz olduğumu mu düşünüyorsunuz? Yanlış düşünüyorsunuz! Sizin kadar benim de ruhum ve sizinkinden daha büyük bir kalbim var! Eğer Tanrı beni biraz güzellik ve epeyce servetle ödüllendirmiş olsaydı, tıpkı sizden ayrılmanın benim için zor olduğu gibi, sizin için de benden ayrılmak zor olurdu. Sizinle şu anda gelenekler, alışkanlıklar ve hatta şu fani beden aracılığıyla konuşmuyorum; sizin ruhunuza hitap eden benim ruhumdur, sanki ikisi de mezardan geçmiş ve Tanrı'nın önünde eşit olarak duruyormuşuz gibi; olduğumuz gibi!"