Can

Can
@Can92
Freud’a göre insan, olmak istediği kişiyle yaşamak zorunda kaldığı kişi arasında sıkışır. Toplum, ahlak, aile, din ve kültür; bireyin içinden gelen dürtüleri doğrudan yaşamaya izin vermez. Bu yüzden insan, arzularını yok etmez — bilinçaltına iter. İşte bu bastırma, kimliğin gizli mimarıdır. Bu noktada söz şunu söyler: İnsan kimliğini ideallerinden değil, vazgeçmek zorunda kaldıklarından inşa eder. Olmak istediği kişi, bilinç düzeyinde bir hayaldir; bastırmak zorunda kaldığı kişi ise gerçekliği şekillendirir. Çünkü bastırılan şey kaybolmaz, sadece görünmez olur ve davranışlara dolaylı yollardan sızar.
1000Kitap
Ne Kadar Kitap Kurdusun?
0-30p: Kontrollü okuyucu 📖 40-70p: Hafif bağımlı 👀 80p+: Geçmiş olsun, kitaplar seni ele geçirmiş 😅
Einstein’ın Notu
Tokyo, 1922. Einstein Nobel haberini aldığı gün, kalabalıklar yerine bir otel odasının sessizliğindeydi. Kapıya gelen görevliye bahşiş vermek istedi; ama Japon geleneği buna izin vermiyordu. Görevli, “Bu işimin bir parçası, maaşımı alıyorum” diyerek parayı geri çevirdi. Einstein’ın yüzünde hafif bir tebessüm belirdi. O an anladı ki, mutluluk bazen paranın kabul edilmediği yerde filizlenir. Masaya oturdu, bir kâğıt parçası aldı ve yazdı: “Mütevazı bir hayat, şuursuz bir başarı peşinde koşulan huzursuz bir hayata göre daha çok mutluluk verir.” Altına imzasını attı. Sonra bu notu görevliye uzattı: “Bahşiş kabul etmiyorsunuz, ama belki bu size bir hatıra olur.” Görevli o kâğıdı aldı, yıllar boyu sakladı. Nesiller geçti, not açık artırmaya çıktı. Bir milyon altı yüz bin dolara satıldı. Ama o cümlenin ederi, milyonlarla ölçülemezdi. Çünkü kâğıt parayla alınabilirdi, fakat içindeki hakikat yalnızca kalple anlaşılabilirdi. Bir ömür boyu kazandığımız servet, bize pahalı bir yatak satın aldırabilir; ama huzurlu uykuyu değil. En ihtişamlı evleri inşa ettirebilir; ama mutlu bir yuva kuramaz. Gerçek mutluluk, Einstein’ın notunda gizliydi: Sadelikte, dostlukta, vicdanın huzurunda. Tıpkı Mark Twain’in dediği gibi: “İyi arkadaşlar, iyi kitaplar ve başını yastığa koyunca rahat uyuyabilmek… işte ideal hayat.”
1000Kitap
Aşk neden zordur demişler şaire. O da dönüp bakmış, herşeyden önce itiraf etmesi bile zor kardeşim, kaldı ki nasıl sürdürmek gerekir? Herkesin aradığına bakma, ölesiye korkarlar yollarına çıkmaya. Zor iş şimdi, karda kışta kim uğraşacak? Dizi seyretmeye benzemiyor ki bu işler. Tahtından inip dünya işleri ile uğraşıp tacını tehlikeye atmak istemez kimse, genç deli çağların hormon baskısı yoksa. Doğa ana biliyor bu işleri, bizim düşünüpte bulacağımız birşey yok zaten diyeceksiniz şimdi. Yok deyip kenardan seyretmek emniyetli, başını belaya sokma. Bu yaştan sonra iletişim fakültesine mi gidelim yani? Özellikle bildiğimiz konularda çenemiz durmadigi hâlde bir adım ötesi uçurumdur bizim için. İşin kötü tarafı profesyonellerden de destek görememek. Kötü niyetli olanlar size çok pahalıya ödetirler hayat dersini. Gerçi iyi niyetin ne olduğunu bilmediğimiz bir çağa giriyoruz, ayrı konu. Bu yüzdendir bekârların yüzüne bakılmaz, evlendikten sonra kısmeti açılır. Sevgiler günü yaklaşırken herkes başka bir telaş içinde. On beş şubatta herşey normale gelir nasıl olsa, üzülmeyin..
1000Kitap
Eskiler sevdikleri ölünce dilinin altına bir madeni para koyarlardı. Bu, kayıkçıya ödenecek ücretti.
Alıntı
Nerede yapılmış olursa olsun, düğün tüm tanrı ve tanrıçaların katıldığı görkemli bir toplantı şeklinde gerçekleşti.
1000Kitap