Lakin Arap Ali'nin uzun aylardır onu saran kalabalıklar içinde hiç göremedikleri de vardı. Tepeköylü, Yakaköylü rençperlere ve Arapoğlu neslinden ırgatlara benzer hemen herkes etrafındaydı da ya Kâhya Zaim ve konağın silahşorları, muhafızları, başıbozuk zeybekler neredeydi misal? Ya Kayalıoğlu nesli? Ya Adnan Beyler? Dün diken olup göğsüne batanların şimdi serap gibi nasıl varlıklarıyla yoklukları bir oluvermişti? Asker kaçaklarını hadi bir kalem de geçelim de ağalar, beyler, Akhisar çarşısının bezirgânları ve toptancıları, o büyük tüccarlar, simsarlar hele sarraflar neden hiç talimde, manevrada, cebri yürüyüşte, tayın sırasında ve şu fırtına altında siperlerde yoktular? Oysa Ali ne bilecekti ki, umumi seferberlik ilanından sadece altı gün sonra çıkan Mükellefiyet-i Askeriye Kanunu Muvakkati'nin 42. ve 147. maddeleri gereğince, "Aşar mültezimlerinin ihtiyat ve müstahfız sınıflarında bulunanlar da 43 lira ödemeleri kaydıyla bedel-i nakdi" kabul edilecekti. Hatta bir sene sonra Devlet-i Aliyye-i Osmaniye bedel miktarını 3 liralık da kırarak 40 liraya indirecekti. Yani Kayalıoğlu ve nesli ve bilcümle ensesi kalınlar parasını bastırarak, güya bedeli neyse ödeyerek şu kıyamet gününde, cepheden ve ateşten azade evlerinde, ocaklarında bağdaş kurmaktaydı.